"Bu kahverengi ceketi hazırladığında kazanacağı para kim bilir nereye lazım olacak? Belki para marangoza verilecekti: Küçücük tabutu hazırlayacak olan marangoza! Ve Bay Csetneky bu son derece zarif takım elbisesi içinde bayramlarda boy gösterecekti."
Ve dünya adaletsizdi.
<SPOILER İÇERİR>
Kitabı bitirdikten sonra kendime sadece iki soru sordum:
Gecenin üçünde peçete almaya bile kalkmak istemeyeceğim ve burnumu çeke çeke okumama neden olan bir kitabı sevimli bir çocuk kitabı olarak mı nitelendirmeliyim? Zira bilmem kaçıncı sayfaya kadar bu şekilde nitelendirmiştim.
Ferenc Molnar böyle bir son yazarak sadece Nemecsek'i öldürmediğini biliyor muydu?
Gerçekten çocukların samimiyetini ve düşüncelerini onların yaşına inerek yazmıştır yazar bu kitabı. Okurken sıklıkla "Çocukken ben de..." gibi cümleler kurarken buldum kendimi. Kitap oldukça akıcı, yalın, net bir şekilde yazılmasının yanı sıra olayların da oldukça içinde hissettiriyordu. Arsa'da savaş olacağı zaman haritayla betimlendirilmesi ayrıca çok hoştu, başka türlü kafamda ne kadar canlandırabilirdim emin değilim. En ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, okuyucuya değer verdiğini hissettiren bir kitaptı.
berra karakterimi Boka'ya benzettiği için büyük bir merakla başladığım bu kitapta hem Boka'nın hem Nemecsek'in hem de diğer Pàl Sokağı çocuklarının cesaretine hayran kaldım.
Boka'nın bir çocuğa nazaran sorumluluk duygusunun yüksek olması ve çeşitli durumları koordine ediş şeklini okurken olayların sürükleyiciliği içerisinde kayboldum, Nemecsek'in korkmasına rağmen bunun üstesinden gelip hem kendinin hem arkadaşlarının oyun yeri olan Arsa'yı canı pahasına (mecazi değildir, mecazi olması umulmaktadır ama maalesef değildir) korumasını ve bunun için kendini türlü türlü tehlikeye atmasını izlerken hem dehşete düştüm hem çok heyecanlandım. Csónakos'un alaycı konuşmalarına ve ıslık çalma sevdasından asla vazgeçmemesine istisnasız her seferinde güldüm.
"Bu çocuk bu sabaha çıkmayabilir, belki bu akşam bile..."
(syf.212)
Sanırım en son bir kitap karakteri için tabiri caizse içim çıkarak ağladığımda okuduğum kitap Uçurtma Avcısı 'ydı.
Nemecsek... sana tek bir paragrafla veda etmek zor olacak. Öngörülebilirdi pekâlâ ama yine de beklemiyordum. Çok yoruldun çocuğum, yorgun savaşçım, erim, yüzbaşım, çevrendekilerin seni korkak olarak nitelendirmesini kırmak için çok uğraştın, başardın, peki değdi mi ona da sen karar ver... Korkmana rağmen geri planda kalamayıp kendi başını belaya sokup durumun kötüye gitmesine rağmen Arsa için kalkıp arkadaşlarına yardıma gitmeni hangi zemine oturtmalıyım bilmiyorum. Sen korkak değilsin, korkuna rağmen cesurca davrandığın için fazla cesurdun.
"-Halbuki ben, dedi yüzünde küskün bir ifadeyle, onlar için de savaştım Arsa'da. Arsa bizim elimizde kalsın, onlar da oynayabilsin diye! Kendim için mi kavga ettim sanıyorlar? Ben nasıl olsa hayatta bir daha Arsa'yı göremeyeceğim!
Sustu. Bir daha Arsa'yı görememek... O daha çocuktu."
(syf.216)