"Ben yanılmış olabilirim ve sen haklı olabilirsin, ve ortak çaba sonucunda belki doğruluğa biraz daha yaklaşırız” diyebilen tutumuyla bilimsel tutuma pek yakındır. Bu tutum, herkesin hata yapabileceğini ve hatasını ya kendi çabası, ya başkalarının eleştirisi sayesinde, ya da başkalarının eleştirileri yardımıyla kendi çabası sayesinde, bulabileceği fikri ile yakından ilgilidir. Bundan dolayı, hiç kimsenin kendisi hakkında yargıya varmaması gerektiğini -“beğenirse el beğensin"- tarafsızlık düşüncesini öne sürer. (Bu da geçen bölümde çözümlenen "bilimsel nesnellik" fikrine pek yakındır). Akla inanmak, yalnız kendi aklımıza değil, aynı zamanda-hatta daha da çok- başkalarının da aklına inanmak olarak ortaya çıkar. Bundan dolayı bir akılcı, kendisinin düşünce yetisi açısından başkalarından üstün olduğuna inansa bile, bütün otorite iddialarını reddeder, çünkü bilir ki, eğer zekâsı başkalarınınkinden üstün ise (ki bu konuda kendinin bir yargıya varması güçtür), bu ancak kendinin olduğu kadar başkalarının hatalarından, ve eleştirilerinden yararlanmasını bildiği için böyledir ve bu türlü bir yararlanma, ancak başkalarını ve onların eleştirilerini ciddiye alırsa mümkündür. Bunun için akılcılık karşımızdakinin de düşüncelerini duyurmak ve savunmak hakkına sâhip olduğu düşüncesiyle yakından ilgilidir. Buna göre de, en azından kendileri hoşgörülü olmayanlar dışında herkese hoşgörü duymamız gerektiği düşüncesiyle yakından ilgilidir. Kişi, ilkin karşısındakinin sözlerini dinlemek tutumunu benimserse, adam öldürmez. (Kant, ahlâk öğretisinin "Ana Kural”ını akıl düşüncesiyle temellendirmekte haklıydı. Kuşkusuz, bir ahlåk ilkesinin doğruluğu kanıtlanamaz, hatta bir bilimsel önerme için yaptığımız anlamda, doğruluğunu savunan usavurmalar da öne sürülemez. Ahlâk bir bilim değildir. Ama her ne kadar ahlâkın “akılcı bir bilimsel temeli" yoksa da bilimin ve akılcılığın ahlâksal bir temeli vardır). Bunun yanında, tarafsızlık fikri, yükümlülük fikrine yol açar; görevimiz, yalnız usavurmalara kulak vermek değil, aynı zamanda, davranışlarımızın başkalarını etkilediği yerlerde cevap vermek, tepki göstermektir. Böylece önünde sonunda, akılcılık eleştiri özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü ve insanların özgürlüğünü korumak üzere kurulacak toplumsal kurumların gerekli olduğunun kavranmasıyla ilgilidir. Ve bu, kurumların korunması yolunda bir ahlâksal yükümlülük ortaya çıkarır.