"Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. Ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası."
Kitap, Teğmen Giovanni Drogo'nun ilk görev yeri olan Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne gitmek üzere yola çıkmasıyla başlar. Kale, insanlardan ve dünyadan tecrit edilmiş, ıssız ve uzak bir çölde bulunmaktadır. Öyle ki: Başınızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda görebileceğiniz tek şey gökyününün ucsuz bucaksız uzanan güneşli maviliğidir. Hareket ve hız, gürültü ve karmaşa, yaşam ve ölüm bu kaleye uğramamış gibidir.
İşte böyle bir yere atanır, teğmen Drogo. Hayal ettiği ve gerçekte olan arasındaki farkı bilemeden, kaleye ulaşır. Yolda yüzbaşı Ortiz ile karşılaşır, uzaktan birbirlerine selam verirler, Ortiz orta yaşlarına yaklaşmıştır, Drogo ise gençliğinin baharında bir teğmendir. Bu sahne kitabın ilerleyen bölümlerinde sert bir darbe gibi okuyuca tekrar sunulur.
Drogo, 4 ay sonra kaleden gidebilme fikriyle askerlik hayatına adım atar ama bu 4 ay onun için ömrünün sonuna kadar uzayacaktır, bundan habersiz bir şekilde günler gelip geçer. Kaledekilerin tek istedikleri yıllardır süren bekleyişin sağlam bir savaşla son bulmasıdır. Beklediklerine değecek, onlara bir yaşam amacı verecek, onları bu eylemsizlikten kurtaracak bir savaş için bekleyiş devam eder.
Kitapta bazı simgeler var: Çöl, pelerin ve kale.
Kale Drogo'nun iç dünyasını simgeleyen sahte bir yer gibidir. Bazen kalede ayak sesleri duyduğunu işitir, odasındaki sarnıçtan damlayan su sesleri onu rahatsız eder, aslında bu zamanın geçişini vurgulayan sestir. Odasının penceresinden baktığında bir yıldızın ona gülümsediğini bile farkeder.
Çöl, durağan ve sabit bir yaşamın göstergesi olarak uzanır yeryüzünde Drogo için. Çöl, sessiz ve sakin bir bekleyişin habercisi gibidir. Çölde gerçekleşen tek hareket bazen sis çıkması ve tek tük kuşun kanat çırpmasıdır.
Pelerin, ise ulaşmak istediği hedefi simgelemektedir. Zamanla Drogo nasıl yaşlandıysa pelerin de eskir, sönükleşir ve yıpranmaya başlar. Kitabın ilk başlarında giymeye dahi kıyamadığı pelerin, Drogo için önemsiz bir nesne hâline gelmiştir. Tıpkı zaman gibi.
Drogo artık yaşlanmıştır ve enerjik ruh hâli onu terk edeli yıllar geçmiştir. Adımları yavaşlamıştır, sağlığı kötüye gitmektedir. Geçen onca zamanın ardından hâlâ beklemektedir. Ama neyi? Beklediği şey ya gerçekleşmezse? Bekleyişin ardından gelen amaçsızlık ve boşa yaşanmış bir yaşam, gençliğin tüketildiği çöl ve geçen onca yıl Drogo için neyi ifade etmektedir?
Kitabın sonlarına doğru Drogo, çöle varmak için kullanılan köprünün üstünde genç bir teğmen ile karşılaşır, tıpkı yıllar önce kendisinin yüzbaşı Ortiz ile karşılaşması gibi. Aynı diyalog geçer aralarında fakat roller değişmiştir artık. Eski yaşamının bütün izleri Drogo'nun üzerine tüm ağırlığıyla çöker. Onun için yaşam bu kaleye hapsolmuş, geçen yıllar yaşamını yutmuştur.
Tatar Çölü, şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplardan biri olarak bende yerini daima koruyacak. Bekleyişimizin ardından gelen umutsuzluk ya da hayal kırıklığı, tüm o varoluşsal sıkıntılar geçen zamana değer mi? Neyi bekliyorsun? Sonunun güzel olacağını düşündüğün şey için beklemeye hazır mısın? Peki ya o son umduğun gibi olmazsa?
Her şeye rağmen, bekleyişlerinizin güzel sonlara bağlanması dileğiyle.
Teşekkürler! Dino Buzzati