Bu kitap hakkında birkaç satır içimi dökmek isterim.Asla sıradan bir kitap gözüyle bakamadığım Kürk Mantolu Madonna'yı ilk okuduğumda hayatı yeni keşfetmiş bir bebek gibiydim.Belki defalarca kez okudum,satırlarını ezberleyene kadar.Fakat her seferinde aynı hüznü hissediyorum kalbimde.
İki baş karakterden de bir şeyler buluyorum kendimde.Raif Efendi; koca dünyada yapayalnız dolaşıp,hayata dair hiçbir gayesi olmayan bir mahluk.Toplumdan kendini soyutlaştırması ve yaşama isteği bulunmazken Maria'nın,onda yaşama sebebi,yeniden doğuşu hasıl oldu. Maria Puder;hayatın çilelerine tek başına üstenmiş,güçlü ve güzel bir kadın. Erkeklerin hep aynı tavırlarından sıkılmış,farklı bir ruh arayışı içerisinde.
Raif Efendi'nin ilk Kürk Mantolu Madonna tablosunu gördüğünde üzerindeki tesirini okurken sayfaların arkasından hisettim. Maria'nın sözleri,gözleri,haraketleri onu büyülemiş gibiydi. Başlarda Maria, Raif Efendi'ye yalnızca bir dost gözüyle bakarken zaman ilerledikçe özellikle hastalığından sonra birlikte geçirdikleri zamanın ardından Maria da Raif Efendi gibi hissetmeye başlamıştı. Raif Efendi'nin yıllarca Maria'ya kızarak aslında ölü birine kızması ve kızı olduğunu yeni öğrenip,arkasından bakmak dışında hiçbir şey yapamaması oldukça acı verici.
Kitabın sonunda Raif Efendi'nin defterinin bittiği yerde onunla birlikte ben de öldüm. Sabahattin Ali'yi türk edebiyatının başyapıtlarından olan bu muvaffakiyeti için kutlar ve Kürk Mantolu Madonna'nın bana ve ruhuma kattıkları için teşekkür ederim.