Uzun sürecek bir serinin ilk adımını okudum, bitirdim ve …. Sonunda incelemeye yeltendim. Sıvıyorum kolları :) umarım edebiyata çok sağlam kökleriyle bağlanmış bu seriyi sizlere faydası olacak bir şekilde inceleyebilirim.
Öncelikle Marcel Proust kimdir ? Sanatı ne amaçla neyi aktarmak için kullanmıştır bunlardan bahsedelim.
1871 doğumlu Marcel Proust Fransız romancı, yazar, eleştirmendir. Edebiyatın en uzun ve en meşhur serisi olan “Yitik zamanın izinde” adlı yapıtın yazarıdır kendileri.
Oldukça hassas bir çocukluk geçirir, hastalıklarla mücadele eder fakat edebiyat en büyük tutkusudur. Okunmaktan ve yazmaktan hiç vazgeçmez. Bunun sebebi de patalog bir babası ve son derece kültürlü bir annesinin olmasına bağlayabilir miyiz ? Bence neden olmasın elbette bağlayabiliriz.
Google’a girip hakkında sayısal ve kağıt üzerindeki pekçok bilgiye kolaylıkla ulaşabileceğiniz için bu kısımları geçip Proust’ u edebiyatta farklı kılan ne ? Sanat onda nasıl tezahür etmiş ona bakalım.
Öncelikle yazar olarak yapmaya çalıştığı şey “zaman” kavramını ele alıp ölçmek biçmek ve onu bükmek olmuş. Bükmek kısmı da onu geleneksel romancılıktan ayrıştırmış.
Zaman kavramını Nasıl bükmüş ?
Zaman kavramı sanat ürünü dışında yaşamın içinde dalgalı akıp gider. Yani yaşam tek ve düz çizgide yaşanmaz düsturuyla hareket edip bunu metne yerleştirme kısmına zaman bükülmesin deriz.
Eda güne uyandığın bir gün elini yıkar, yüzünü yıkar, kahvaltısını yapar , ayağı kapıya takılır küfür eder ve ardından hazırlanır. Gibi bir akış metin içinde pek tabi akar gider fakat gerçekte bu böyle midir? Gerçek zaman böyle mi işler ?
Böyle dersek eksik kalır. Eda yüzünü yıkarken arkadaşıyla ettiği kavgayı aklından geçirir, kahvaltıda yediği peynir ona annesini hatırlatır vb. gibi bir çok alt başlıktan Edayı tanımlar zaman. Eda’ nın hayatına iner. Dolayısıyla Eda için zaman sadece saat göstergesi olmaktan çıkar.
İşte bu zaman bükülmeleri gerçek hayatta nasılsa Proust’ un metinlerinde böyle işler. Dolayısıyla ana tema zaman sorunudur. Geriye dönüş yöntemiyle metnini oluşturur. Bazen bir rüya bazen karakteri geçmişi hatırlatan bir çayla yapar bunu. Bizi alır o çaydan karakterin çocukluğuna, ailesine , yaşadığı dünyaya getirir sayfalarca biz o çayın buharındaki bir zamanda sayfaları çevirir dururuz. Ve bir bakmışız bu dünya aynı gerçekteki gibi bir zaman algısıyla ilerlemiş….
Proust saat ve takvim göstergelerini genelde kullanmaz ve doğal bir zaman akışının izdüşümünü yansıtır. Doğayı tarif ederken anlarız sonbaharı ya da kışı.
Kendisinin metinlerde kullandığı bu zaman temasına yönelikte şöyle bir eleştirisi bulunuyormuş
” Gün ve yıl hesabı yapan yazarlar aptaldır. Günler bir saat için eşit olabilir ancak bir insan için asla .” ( Proust 1943)
Proust ‘ un edebiyat dilini bu bilgiler ışığında kafamızda oturtursak eserlerini okumak daha anlamlı olup bu zemine yerleşecektir.
Şimdi gelelim “ Yitik Zamanın İzinde” serisinin ilk kitabı Swannların Tarafı’ nı incelemeye..
karakterin uyku sorunu yaşadığı anlardan başlar kitap ardından hayali bir yer olan Combray köyünde çocukken annesinin onu uyutma anlarını aktarmaya başlar. Biz artık yatakta uyumaya çalışan o adamı geride bırakır annesinin öpücüğünü bekleyen küçük bir çocuğun yaşamına dalarız.
Yine aynı şekilde çay içip çörek yiyecekken Combray’ a tekrar zihinsel bir yolculuğa çıkarız. Hayat da böyledir çünkü hiç düşünmediğimiz hatta unuttuğumu sandığımız anılar böyle basit anlarda gelir başımıza dikilir. Deriz ki ben bunu unutmamış mıyım ya hu?
Edebiyatın hayat gerçekliğine yaklaştığı bu anın şablonunu çizim defterime öyle bir keyifle işledim ki ( sayfamdan bakabilirsiniz ) yazmaktan daha güçlüydü o an çizmek :)))
Sonrasında da bu çizdiğim anın külliyattaki değerini ve aslında bunu herkesin bildiğini öğrendim. Bu değeri kesinlikle hak eden bir an. Proust’ un yapmak istediğini çat diye anlamamızı sağlamış.
3 bölümden oluşan Swanların Tarafı’nda
1. Bölümde çay olayında olduğu gibi zaman bükülmeleriyle geçmişe gidiyor ve hayali köyü Combray’ ı tanıyoruz.
2. Bölümde : birinci bölümde geçen Swann karakter’ i mercekleyip karakter üzerinden önce aşk sonra alt başlığı kıskançlık gibi kavramlar üzerine eğiliyoruz. Bu kısım benim için çok çok özeldi. Proust zaman kavramına nasıl yaklaştıysa aşka da o gerçeklikle yaklaşmış. Aslında ne kadar bireysel olduğundan girip yanılgıların tam ortasına atıyor yazar bizi. Bu kısım çok zekiceydi çünkü yazar çok objektif bir şekilde tanıttığı Swann’ ı aşk içinde de aynı şekilde gösteriyor. Aslında gayet zeki ve deneyimli olan karakter , Odette ‘ nin öyle yalanlarına inanıyor ki bunun tek bir sebepten olabileceğini açık açık söylemeden anlamamızı sağlıyor. İnanmak da denmez hatta şüphesinin de farkında inanmadığının da ama tek derdi sevdiği tarafından sevilmek . Eminim okurken sizinde başınıza gelen o ufak akıl tutulmalarına rastlayacaksınız.
3. Bölüm karakterin yine çocukluğuna dönüyor. Fakat Swann karakteri burda da var. Sadece merceğimiz altında olan o değil. İlk bölümdeki karakter’ in çevresinden biri olarak karşımızda. 2. Bölümde bu kadar yakından eğilmesinin sebebi kendisinin Swann’a hayran olması. Yani biz 1 ve 3 bölümde yazarın çevresinden hayran olarak gördüğümüz bu karakteri 2. Bölümde baş karakter olarak tanımış oluyoruz. Uzaktan seyrettiğimiz birini yavaş yavaş tanımak gibiydi Swann’ ın bölümünü okumak.
Zaman ve karakterlerin bu dalgalı anlatımına bayıldım. Edebi anlamda okurken en çok zevk aldığım kitaplardan biri oldu. Her anlamda edebiyattan ne bekliyorsam bana onu sundu.
Sadece eğer siz yazarın bu serisine başlayacaksanız ben gibi acele etmeden doğru bir okuma sırası izleyin derim. Bununla ilgili YouTube’ da birçok içerik mevcut. Yazarı ve kitabı daha iyi anlamamızı sağlar.
Swannların Tarfı’nda benim iyi ki diyeceğim bir okuma oldu. Eğer okuma yolunda belli mesafe kaydettiğinizi düşünüyorsanız severek öneririm .
Kimlere önermem ?
Yaşı henüz küçük olan ya da kitaplarla yeni tanışan yetişkinler için zorlayıcı olabilir. Sürükleyici olaylar silsilesinin bulunduğu bir kitap beklemeyin.
Bir de hayat hakkında görüşümün olmadığı henüz oturmadığı yaşlarda olsam kitap bana bu kadar anlamlı gelmezdi.
Bu kısım kitabı okuyup okumayacağınızda belirleyici bir kriter olsun derim…
Hepinize keyifli okumalar diliyorum, edebiyatla kalın.. :))))
Marcel ProustSwanlar’ın Tarafı