·70 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Ağustos 2023 18:14 Korku, çoğu okurun severek okuduğu ve herkese önerdiği türden bir klasik bu nedenle ben bu incelemede kitabın baştan sona bana hissettirdiklerini anlatmak istiyorum. ilk başta Irene'nin durgun ve monotonlaşmış hayatı bana kendi hayatımın görmekten kaçındığım tarafı hatırlattı. Irene'nin -kendi deyimiyle- bu sıradan, soylu hayatı korkularla domine edilmiş. Onun macera olarak adlandırıp yaşadığı olay; bu korkuların gün yüzüne, saklandığı yerden volkanik bir patlama gibi açığa çıkmasına sebep oldu. Korku, hayatını her anlamda değiştirdiğini gördük. Alışkanlık olarak yaptığımız birçok şeyin farkında olmadığımız gibi Irene de tüm hayatına karşı, korkusuyla artan -belki de yoktan ortaya çıkan- farkındalığı onu olumlu ve olumsuz etkiledi. Zamanla yeni oluşan senaryolarla olumsuzlar, olumluyu kapladı ve korku hissedebildiği veya hissedebileceği bütün duygularının üstüne kara bulutlar olarak çöktü. İşte bu durumda yapılması o anda en mantıklı görünen şeyi yapmayı tercih etti. Kaçmayı. Başta yaptığı şey sonradan hiçbir anlam ifade etmedi onun için, sadece özgürleşmek istemişti; yanlıştı, esirlik için en iyi hamleydi. Aslında kitap boyu yaptığı bütün davranışlar tutsaklığını artırdı. Ve bunlarla her yüzleştiğinde korkusu arttı, sığındığı limanlar birer birer yıkıldı. Korku böyledir, hepimizin karanlık bir tarafı vardır ve bu duygularla beslenir; siz onu kontrol edemezseniz o sizi kontrol eder. Belki de en başta yapması gereken itiraftı veya hiç yapmamaktı, bilmiyorum ama kitapta odaklanmamız gereken Irene'ye çözüm bulmak değil onu anlamak. Bu hatanın çözümünün olup olamadığı sonda görülse de korkunun ağından kurtulmak için yeterli miydi bilmiyorum.