Gönderi

Puan vermedi·160 syf.··
2023 35. kitabı
Tiamat Yıl 1800'ler.. Osmanlı yapımı bir deniz altı Tahtelbahir, karasularda yol alırken.. İçi ceset dolu bir İngiliz şilebi (yük gemisi) ile karşılaşır. Neler olmuş burada? Bu geminin hali ne? Mürettebat olanı biteni anlamak için, hemen yük gemisini araştırmaya koyulur. Ardından.. Burada ganimet yüklü altın bir sandık bulduklarını zannedip, sandığı el birliğiyle Tahtelbahir'e taşırlar. Ama o da ne? Mürettebat, sandığı Tahtelbahir'e taşımakla hayatlarının hatasını yaptıklarını iş işten geçtikten sonra fark edecektir. Çünkü hazine gibi görünen o sandık; aslında taaruz edici bir bombadan farksızdır, nereden bilsinler? ### Okur olarak son söz: Kitap bir balıkla başlıyor. Başında ışık taşıyan bir fener balığıyla.. Bu balık esrarengiz.. Avlarını başındaki parlak ışığı kullanarak avlıyor. Kafadanbacaklılar, fener balığının bu parlak ışığının cazibesine kapılıp, fener balığına yem oluyor. Bu aslında bizim mürettebatın başına gelenlere çok benziyor. Neden derseniz? Onlar da hazinenin cazibesine kapılıp aynı kafabacaklıların fener balığının ışığının çekiciliğine kapılıp, yaklaşması gibi mütetebattakiler de sandıkta hazine var deyip sandığa yaklaştılar. Sonuç ne mi? Fener balığının kafabacaklı kalamar'ı ham yapıp yutması gibi sandığın içindeki sabun köpüğü canavar da aynı şekil mürettebatı yuttu. Özetle bu durum benim aklıma Mevlana'nın şu sözünü getiriyor: "Görünüşe aldanma, çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değildir; bugün hayat veren su yarın sizi boğabilir."
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma
··
1.387 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.