Öncelikle okumayı bitirdiğim andan bu yana zihnimi bir şekilde terk etmeyen Cennetin Doğusu 'na ve bu vesileyle John Steinbeck ' e kucak dolusu selamlar...
Freud'un görüşlerine hak vermek veya vermemek bir yana dursun, az veya çok her birimizin eğitiminde bir şekilde karşısına çıktığını düşünüyorum. Freud bu eserinde savaş ve ölüm olgularını aşina olduğumuz psikolojik analiz tarzıyla ele alıp sonrasında ortak bir paydada birleştirmiş.
Eseri genel olarak düşündüğümde kendimce itiraz ettiğim pek çok yargı oldu fakat bir noktada ilgimi büsbütün üzerine çekti. Şöyle ki benim için bir eser onu bağdaştırabildiklerim ölçüsünde değerlidir ve bu şey tecrübem, düşüncem, okuduğum bir başka kitap, gördüğüm bir yer, dinlediğim bir şarkı olabilir. Ve Freud'un ölümü değerlendirmesi feci şekilde başta selam vesilesiyle andığım Cennetin Doğusu 'nu hatırlattı. İkisi bambaşka türde bambaşka kitaplar olabilir ama "bilinçsiz olan" yanımızın ezeli ve ebedi olduğunu ima ettikleri katletme güdüsünü kendi yöntemlerince aynı sonuçla ele almaktalar. Burada ilginç olan John Steinbeck eski ahitin "hükmedebilirsin" uyarısı etrafında hikayesini bir umuda bağlarken, Sigmund Freud'un aynı döngü hakkında on emirden biri olan "öldürmeyeceksin" emriyle dikkat çekmesi. Netice olarak bu eserin Cennetin Doğusu'nu okuyan kişilere kitabı derinleştirmekte katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.
Son olarak, Freud'un eserini olduğumu düşündüğü gibi BEN'i önplanda tutarak değerlendirmem hoş görünmemeyebilir. Fakat yapmasam da zaten yaptı demeyecek miydi?