Günümüzde de maalesef güncelliğini korumakta olan; kadınlara cinsel obje olarak bakılması ve hor görülmesini dile getiren bu eserin, zamanında 'tahrik edici' görülüp yasaklanması ne kadar da trajikomik! Oysa sadece gerçekler yazılmış, yüze vurulan tokat acıtıyor tabi!
Melek, kendi annesi tarafından bile hor görülmüş, üvey babasının cinsel tacizlerine uğramış yetim bir kız çocuğu. Henüz çocuk yaştayken, zengin bir ailenin yalısında yaşlı bir kadına bakıcı olarak eve alınıyor-satılıyor daha doğrusu-
Bakıcılığını yaptığı evin yaşlı huysuzu ölünce, onun oğlu Hüsrev ise Melek'e nikah kıyıyor. Hüsrev denen bu pislik herif, Melek'i para ve zevki için çevredeki adamlara pazarlıyor.
Yalının bahçevanının oğlu olan Yalçın, Melek'e duyduğu hisler neticesinde kızı kurtarmak adına Hüsrev'i öldürüyor. Sonrasında Melek ve Yalçın yakalanıp mahkemeye çıkartılıyor ve kitabımız burada başlıyor.
Kitap üç bölümden oluşuyor.
İlk bölümde; kadın düşmanı olan hakimin yazı ve düşüncelerine tanıklık ediyoruz. Adamın yazıları ciddi anlamda midemi bulandırdı. Pınar Kür, erkek hakimin bakış açısını o kadar gerçekçi yazıya dökmüş ki gerçekten çok usta bir yazar olduğunu kanıtlıyor.
İkinci bölümde; Melek'in kimseye duyurmadığı düşünceleri ve yaşadıkları arasında kayboluyoruz. Erkek baskısını ve zorbalığı yaşamın doğal bir ögesi bellemiş. Kurtarılmayı dahi düşünemiyor.
Yazar bu bölümü Melek'in ağzından yöresel şekilde kaleme almış haliyle noktalama işaretleri de yok. Okuması biraz zorlayıcı olabilir.
Üçüncü bölümde, Yalçın'ın gözünden olayı tam olarak öğreniyoruz. 'Sözde' kızı kurtacakmış. Diğer erkeklerden çok farkı olmayan 17 yaşında bencil bir çocuk
Özetle bu kitap beni boğdu boğdu duvara attı resmen.