Gönderi

10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2023 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2023 00:00
"Çocukken kendimizi tanımladıklarımız, başkalarının gözünden kendimizi tanıyışımızmış meğerse..."(syf/266) Belki de çocukluğumuzun en yaralayan kısmıydı bu! El alem ve onların tükenmek bilmeyen "bilmişlikleri.." Çocukken "başkalarının gözünden kendimize bakmayı" büyüyünce de bırakamadık. El alemin inşa ettiği çocukluğumuz başkalarının varlığımıza yüklediği anlamla katlarını çıkarken, aslında kendimiz olmaktan ziyade başkalarının bizde görmeyi istediği kişiliğe, hayata, belki de mesleğe hapsolduk. Açık cezaevinin dışındaki değil içindeki duvarlara mahkum olduk. Benliğindeki yaraları onaran Bilgisayar Mühendisinin de dediği gibi: "En çok aferini nerede aldıysa, en çok neyle ilgi gördüyse oraya gitme gayretinde şekillenen kişilik.."(syf/266) Ben biraz da bilinçsiz büyütülmüş olmamıza bağlıyorum çocukluğumuzun yaralarını fakat ebeveynlerimi suçlamadan. Zira bizden bir önceki neslin ebeveyni daha bilinçsizdi. Hepsi bir ötekinin yaptığı yanlışı yapmamak adına kendi anne ve babasından daha iyi olma gayretinde, imkanları dahilinde çabaladılar. Elbette çabalamayanlar, daha kötüsü olanlar, hatta daha da iyisi olanlar vardır fakat bu da çok nadirdir. "Nadir olan ise yok gibidir.." Genellikle psikologlar kızgın olduğumuz, kırgın olduğumuz herkesi içimizde effetmemiz gerektiği kanısındadırlar. Biz ise kötülük yapanları, hakkımızı yiyenleri affetmenin, onlara ödül olduğu düşüncesine kapılıp ne kadar sevmediğimiz, kızdığımız, küstüğümüz insan varsa onları içimize hapsedip kendimizi hasta etmek eylemiyle sözde ''kızdığımız'' kişileri cezalandırırız. Oysa içimize hapsettiğimiz kötü duyguların negatif enerjilerini yutan da cezayı çeken de biziz, farkında değiliz. Bu hususta şu ayet geliyor hemen aklıma : "Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez."(Şûra Suresi/40) Yani Mevla Teala diyor ki: "Ya misli ile mukabele de bulun, yahut da bulunamıyor musun? At içinden, gönder, affet, bırak ve Rahatla.." "Uzakları affetmek kolaydır, asıl yakınları affetmektir zor olan.. " (syf :224) der Yazar. Fakat ne zaman büyük bir yara alsam onu bırakıp rahatlama yoluna gidiyorum. Bu da gerçekten effetmekle oluyor. Aslında ben çoğu insanın karşısındaki kişiden ziyade, olayda dahil olduğu rolünün hakkını veremediği için kendisini affedemediğini düşünüyorum. En büyük kanıtı ise : "Keşke şunu deseydim, şu niye aklıma gelmedi ki, ah var yaa şunu diyecektim de dilimin ucuna ucuna geldi geri gitti.." diye söylenmemiz değil mi? Ayrıca affetmek vazgeçmenin bir diğer adı gibi. Çünkü ne zaman affedemediğim kişilere baksam, hala içimde bir yerlerde sevmekten vazgeçemediğimi farkediyorum. Yani bana göre, vazgeçen affeder affeden vazgeçer. Misliyle mukabele de bulunamadığımız gibi affetmekte de güçlük çekiyoruz olayları. Oysa Yaradan yol açtı bize : "Misli ile mukabele edebilirsin.." dedi. İşte tıkandığımız nokta da tam olarak burası. Zira ne zaman en yakınımız tarafından bir zorbalığa bir haksızlığa maruz bırakılsak, hemen ebeveynlerimiz devreye girerek : "Boşver annecim, babacım. Bak Allahû Te'âla'yı üzersin. Hem sonra beddua falan eder. Aman gözünü seveyim yapma.." gibi cümleler kurarak manipüle etmediler mi çocuk benliğimizi? Sonraları ise onlara gerek kalmadan biz kendi kendimizi manipüle etmeye devam ettik. "Sabrı" tahammülle, "sevmeyi" kölelikle, "sahiplenmeyi" bencillikle, "affetmeyi" enayilikle karıştırdık. Yaşadığımız her duyguyu ve değeri ya en üst levele taşıdık yahut da ne kadar katılmadığımız fikir ve eylem varsa en dibe gömdük durduk. Denge esastı, biz ya ifratta ya tefritte olmayı tercih edip Müslümanın "itidalde" olması gerektiğinin idrakine varamadık. Oturmamış değil, fıtratı bozulmuş benliğimizle "ben olmaktan" başka her şey olduk. Diyorum bazen : bu hayatta eş olmayı, baba olmayı, anne olmayı, evlat olmayı, işine hakim bir birey olmayı başarmışız çoğumuz lakin bir "KENDİMİZ" olmamışız. Bu da demek oluyor ki, kim olursan ol, ne başarırsan başar benliğini yeniden imar etmedikçe hiçbir şeysin ve öyle de kalacaksın. Fakat: "Hiçbir sorun bir ömürlük hapishane değil, belki bir labirentti."(syf:237) diyor bir danışanı Adem Güneş 'in. Bu da insanı yeniden umutlandırıyor. Kitap bana çok şey kattı. Bozulan benliğin yeniden inşa edileceğine inanmamın umudu oldu. Farkındalığımı arttırmakla kalmadı kendimi nötrlememe, fabrika ayarlarına döndürmeme bir kapı araladı. Altı haftalık bir "yalıtım" yani "içsel bir arınmayla" benliği onarma aşamalarını seans seans paylaşmış olması, en azından gidebilecek imkanları şu yahut bu sebeple olmayanlar için çok müthiş bir fırsat olmuş. Kendi adıma Adem Güneş Beyefendiyi tebrik ediyorum. Sunduğu hizmet çok kıymetli. Ayrıca bu içe dönük "yalıtım seansları" bana Efendimiz ﷺ'in Hira Mağarasındaki günlerini anımsattı. Sonrasında Cebrail aleyhisselam'ın gelişi, dağ ve taşların O'na ﷺ selam verişi! Evet bunlar bir Peygamber'e ﷺ has bir mucizeydi fakat "bir bakıma içsel yolculuğuyla girdiği Hira'dan Kainatın sesini duyabilecek ruh haline yükselmesi" biz Ümmetine de bir mesajdı, değil mi? Açıkçası bu kitap bana, Peygamberimin hayatını daha güzel öğrenmem gerektiğini ve bizim için O'nun ﷺ hayatında her manada dersler olduğunu bir kez ve daha derinden hatırlattı. Teşekkürler Adem Güneş .. Uyanmaya başladığınızda farkındalığınız artıyor lakin eyleme dökülmeyen her farkındalık gönle yük olmaya başlıyor zamanla. Uyanıp da olduğumuz yerde saymayalım, bir hanımefendinin de dediği gibi: "İyi ediciniz içinizde.." (syf:256) İyi olabilmemiz temennisi ile..
Psikoloji-İnceleme
Bırak ve RahatlaAdem Güneş · Timaş Yayınları · 20192,500 okunma
·
62 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.