Aytmatov’un beni yine hüzünlendirmeyi başarabildiği bu romanının, neredeyse her bölümüne başladığı cümlelerle başlamak istiyorum ben de:
“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi...
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında, ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi...” bu cümlelerin altında yatan anlam, benim bakış açıma göre insanın kalıcı olarak geldiğini düşündüğü bu fani dünya en başta olmak üzere hiçbir zamanda ve hiçbir yerde tamamen kalıcı olamayacağını ve bir gün mutlaka gitmesi gerekeceğini veya gitmek zorunda kalacağını düşündürüyor.
Ayrıca bu kitap ve bu sözcükler bana bir Aytmatov eseri daha hediye etti, bunun için de ayrıca mutluyum..
Ben bu romanı okumadan önce hiç karşıma çıkmayan ve öğrendikten sonra birçok yerde karşıma çıkan ve her duyduğumda tüylerimi ürpertten mankurt’un manasını ve hikayesiyle de karşılaştım, Nayman Anayı tanıdım. Aytmatov’un da dediği gibi bir insanın her şeyini alabilirsiniz gücünü, varlıklarını vb. ama hatıralarını ve aklını almak kadar hiç biri ağırdır değildir. Hatıraları alınan tek kişi Nayman Ana’nın oğlu değildi elbette bu romanda. Bir de Abutalip vardı. Çocukları ve onların geleceği için elinden geleni yapmaya çalışırken çocuklarının hasretine kalbi dayanmayan Abutalip.. Bu iki kişiye yapılan farklı gerçekleştirilen şeylerin benim açımdan bir farkı yok açıkcası. Nayman Ana’nın oğlu acıya dayanabildi ama hatıralarıyla birlikte sevdiklerini de kaybetti, Abutalip’in ise kalbi dayanamadı...
Uzun lafın kısası bu kitaptan da kendi haneme birçok şey yazarak vedalaştım. Bir başka macerada görüşmek ümidiyle.. Cengiz AytmatovGün Olur Asra Bedel