Kitap dört ana bölümden oluşmakta. İlk iki bölümü okuduktan sonra yarıda bırakmanın daha uygun olacağını düşündüm çünku son iki bölüm kitabın büyüsünü bozacakmış gibi geldi. İlk iki bölümde Ömer Hayyam'ın Semerkant'a gelişini, ara ara aşk hayatını, nizamulmülk tarafından devletin önemli kademelerine getirilişini, Hasan Sabah'ın devletin içine sızıp daha sonra haşhaşiler tarikatının kurulmasını ele alıyor.
Son iki bölüm ise Ömer Hayyam'ın rubaiyat adlı eserinin orijinalinin bulunmasının ve titanik kazasında kaybolmasının serüvenini hikayenin anlatıcısı Benjamin Omar Lesege'nin ağzından öğreniyoruz.
Beni Ömer Hayyam'ın düşünceleri, dünya görüşleri, çoğunun ona ait olup olmadığının -maalesef- bilinemediği rubaileri etkiledi.
Fakat yazarımızın bir Türk düşmanı olduğunun altını da çizmek istiyorum. Belki çok belli etmemiş olsa da gizliden gizliye satırların arasına serpiştirmiş.
Bu kitabı yarım bırakıp, Fedailerin Kalesi Alamut kitabını okumanın daha isabetli olacağını düşünüyorum ve tabii ki Dörtlükler olmazsa olmaz. Velhasıl kelam ilk üç bölümü okunmaya değer bir kitap. Alınması gereken mesajlar belli onları alabilsek kâfi.