·192 syf.····Okunma: 28 Ağustos 2023 21:41 Aylak Adam’a tutunabilmem pek kolay olmadı. Başlarda karakterin hayatına dahil olamadım. Bunu “Suç ve Ceza” ve “Tutunamayanlar” da yaşamıştım. Pes etmedim. C. ve hayatını anlamaya başladığımda roman çok daha akıcı bir hal aldı. Düşüncelerimizin benzerliği altını çizdiğim cümleleri gittikçe arttırıyordu. Bunu bir alıntı ile örneklemek isterim:
“Karı-kocalar bile böyle değil mi? Ortak neleri var? Haftanın belli günleri et ete sürtünmekten başka? Gene de dayanıyorlar. Çünkü birlikte yaşama zorunluluğuna inanmışlar. İşte benim onlardan ayrıldığım buna inanmamam.”
Bir diğeri:
“Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.”
Romanda gerçekçilik üzerinde durmalıyız. Yusuf Atılgan’ın yazarlara minik bir eleştirisi: “Hiç mi çişi gelmedi? İnanılacak şey değil.” Karakterin insani yönüne farklı bir bakış açısı. İşemesi.
Yusuf Atılgan, karakterlerin de gerçekleri saklayabilecekleri veya okuyucuya yalan söyleyebileceğini ima etmiş bazı noktalarda. ( veya ben öyle algılamak istiyorum.) Güler’in mektuplarında gördüğümüz birkaç yalan… Bu kısımda fazla oyalanmayalım.
Karakterimiz ve babası arasında yaşananlar elbette onu olduğu haline getirecek bir travmatik aile hikayesini gösteriyor.
Birden bire içimden gelen bu incelemeyi gönderiyorum gitti. Şu an Güz bölümündeyim. Ayşe sana bravo kızım.
Kitabı bitirince güncelleme yapabilirim.