Puan vermedi·517 syf.····Okunma: 29 Ağustos 2023 02:17 Bir kitabın sonu akşamüstü sıkıntılardan kaçmak için uyunan bir uyku gibi nasıl huzur verebilir? Neler yaşanılması gerekir sonsuz bir kaçışa “evet “ diyebilmek için? Ne kadar maruz kalmak gerekir insanlığın kokuşmuş yüzüne? Martin Eden, benim için bir roman karakteri olmaktan ziyade, düşünce selini kendime yönelttiğim bir ayna oldu. Ne çok ortak noktamız olduğunu hissettim, ne çok tiksindim o da insanların gerçek yüzünü fark ederken. Bilmiyorum, belki de fazla öznel yargılarda bulunuyorum. Gerçi nesnel olmayı da istiyor değilim… Bu kitabı hissettim ve çok fazla hayatın kendisi gibiydi. Tam anlamıyla bir kapı açıp bana “bir süre burada yaşa” diyor gibiydi kitabın kapağını her açtığımda. Hayatın soğuk rüzgarı Martin ile birlikte benim de yüzüme çarptı okurken, bir bir eşleştirdim yaşadıklarımla Martin’i. Bilemiyorum, bu kitabı bu kadar iyi yapan şey ne. Ya da biliyorum, insanların her gün görüp de tiksindiğimiz gerçek yüzleriyle en çok yüzleştiğimiz kitaplardan biri. Bir de içimizde yaşadığımız düşünce sellerinde kayboluşumuzu başka birinin de yaşayabileceğini gösteren bir kitap. Bir yandan yalnız değilsin derken bir yandan da insanlığın nefesinin koktuğunu gösterip yüzünüzü ekşiten bir kitap. Martin’in kaçış yolunu düşünmüş olmam mı rahatlattı beni, bir şeylerden kaçmak isteyişim mi bilmiyorum. Sonu beni hiç yaralamadı. Aksine hoş bir esinti, bir sınav sonrası rahatlığı, ince belli bir çay sıcaklığı… Yolculuğu ne hoştu oysa, nasıl da çalışıyordu elde etmek için bazı şeyleri… Bazen nasıl da fark edemiyoruz uğruna yanıp tutuştuğumuz şeyleri, aslında hiç istemediğimizi… Devrik cümlelerim vardır benim çünkü zihnimde yuvarlanır duru düşünceler…