·72 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Eylül 2023 11:27 Aaa, çok nefis kitapmış ama bu, başucuna koymalık. Çok fazla beklentim olmadan almıştım elime, ama şahaneymiş.
Bir defa ezber bozucu bir yanı var. Bakış açımın kalıplaştığını asla fark etmediğim kimi noktalarını parmağının ucuyla gösterdi bana. Bazı satırların altını çizdikten sonra kendimle sohbet etmek için de müsaade istedim kendisinden.
Bu kitap Alain Badiou ve Nicolas Truong arasında geçen, soru cevap şeklinde ilerleyen bir söyleşiden derlenmiş. Her ne kadar sonradan kitap haline getirilmek için elden geçirilse de, sohbet havasının dağılmaması çok isabetli olmuş. Zihni karmaşık kavramlarla yormadan derdini anlatabilen bir kitap çıkmış ortaya.
“Neden aşk öykülerine adanmış onca film, onca roman, onca şarkı var? O öyküler toplumun büyük bölümünü ilgilendirdiğine göre, aşkta evrensel bir şeyler olmalı.”
İşte, o evrensel şeyleri bulup çıkarma derdinde bu kitap. Aşk ve kapitalizm, aşk ve sanat, siyaset, felsefe arasındaki ilişkiye odaklanıyor bölümler. Bir felsefe kitabı okuyormuş gibi hissediyorsunuz, derine dalıyor, ama oldukça da anlaşılır bir dille kuruyor çatıyı. Hemen hepsinde öyle yerlerden pencereler açılıyor ki, insan, zihninin kuytu yerleri havalanmış gibi hissediyor. Bakış açısı genişleyip ferahlıyor.
Bu kitabı okurken Barnes’in şu cümlesi sık sık aklıma geldi: “Aşk okulda öğretilmeli mi?“ Keşke öğretilse. Ve bizimki gibi sevenin sevdiğine köle olduğu, kurban olduğu, adandığı, kendini ötekinin yararına unuttuğu, korkutucu bir aidiyet duygusuyla köşeye sıkıştırıldığı toplumlarda bunun gibi kitaplar ders kitabı gibi okutulsa.
Şu alıntıyla bitireyim:
“Siyasetin özü şu sorunun altında yatar: Bireyler bir araya geldiklerinde, örgütlendiklerinde, düşünüp karar verdiklerinde neler yapabilirler? Aşkta, söz konusu olan iki kişinin farklılığı özümseyip yaratıcı kılmayı başarıp başaramamasıdır. Siyasetteyse, çok sayıda kişinin, hatta kalabalıkların eşitliği yaratıp yaratamaması.”
Okuru bol olsun