·261 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Eylül 2023 19:27 · º•Öncelikle kitap akıcı ve okunması kolay bir kitaptı.
º•Biraz uzun bir inceleme olacak. Küçük spoiler içerebilir.
Atom savaşı döneminde güvenilir bir yere götürülmek üzere uçağa bindirilen çocuklar uçağın düşürülmesiyle hayatta kalanlar bir adada mahsur kalırlar.
Başta çocukların birbirini tanıması ve adada ne yapacaklarına karar vermesiyle geçti. Hepsinin birer çocuk olduğunu düşünürsek ilk başta başlarına gelen facianın ciddiyetinin farkında değillerdi.
En önemli karakterler, Ralph, Domuzcuk, Jack, Simon, Eric ve Sam’dı. Hepsinin farklı karakterleri vardı. Kısaca bahsetmek istiyorum;
Ralph, on iki yaşında iyi, akıllı, neşeli ve lider ruhlu bir çocuktu.
Domuzcuk, on iki yaşında ismini hiç öğrenemediğimiz kiloları yüzünden bu lakabı almış sağduyulu takımın beyni olan bir çocuktu. Sırf lakabından, gözlük kullanıp astımının ona engel olup durmasından ve ailesinin düşük bir sınıftan olmasından dolayı her zaman dışlanan ve sağduyusu görmezden gelinen bir karakter. En akıllı ve sağduyulu olanın bu kadar dışlanması ve küçük görülmesi hayatın adaletsizliğinin bir göstergesiydi.
Jack’te on iki yaşında ve grubun zorbası olan bir karakter. Tam bir faşist örneği. Irkçı, kibirli ve kendini diğer herkesten üstün görerek küçümsediklerine her şeyi yapabilme hakkını kendinde gören bir kötü.
Simon ise en iyi kalpli ve hatta mistik bir yanı da olan asosyalliğinden dolayı iletişim kurmakta zorlanan bu yüzden de onun tuhaf bir çocuk olduğu düşünülen bir karakterdi.
Eric ve Sam’ sa diğerlerinden küçük ikiz kardeşlerdi. Korkuyla yönetilen ama yine de içlerindeki insani ve iyi yana tutunmaya çalışan çocuklardı.
Yazarın adayı tasvir edişi çok güzeldi. Betimlemeleriyle birlikte sanki adadaymışım gibi hissettim. Bu cennet gibi ada zamanla çocukların dokunuşuyla çürüyüp cehenneme döndü. Ve biz okuyucular baştaki güzelliğin ve neşenin adım adım bozuluşunun okuyoruz.
Zamanla kendi kendilerine korku üreten çocuklar bir canavar olduğuna dair korkulara kapılırlar. Adanın cennette gibi onlara sunulan özgürlüğüne dalan çocuklar bu korkuyla beraber tekrar geri dönmek ve kurtarılmak umuduna kapılıyorlar. Bunun içinde en önemli şey ateş yakıp duman çıkarmaktır.
Ralph ve Domuzcuk ateş yakmanın önemini anlatıp dursa da diğer küçükler, Jack ve tayfası avcılık oynamanın eğlencesine kapılıp bunu unuturlar. Adanın güzelliğinin ilk bozuluşu da Jackin diğer çocukları da alarak domuz avlamasıyla başlar. Dağdaki umut ateşinin sönmesi de aynı ana denk gelir. Bundan sonrası Ralph ve Jack’in liderlik çatışması ve giderek iyi ve kötünün keskin çizgisinde ayrılmalarıyla sonlanıyor.
Çocuklar giderek daha vahşi daha acımasız daha insanlıktan çıkmış oldular. Korkuları bunu besledi.
Kitabın anlatmak istediğini Simon’un “bizden başka canavar yok belki…” dediği kısım açıklıyor aslında. Kitap bittiğinde nasıl olurda çocuklar bu kadar kötülüğü, kıskançlığı ve barbarlığı barındırabilir diye düşündüm. Cennet gibi ada minyatür bir uygarlığın çöken kalesi oldu.
Çocuk deyince masum ve saf olabileceğini düşünürsün ama Simon dışında hepsinin içlerinde bir kötülük vardı. Kimisinde ağır basıyordu kimisinde az. Sineklerin Tanrısı da çocukların içindeki kötülüğü temsil ediyordu. Kimisi buna boyun eğdi Jack ve tayfası gibi kimisi Simon gibi sineklerin tanrısıyla çatışmaya bile girmeden kazandı kimisi de Ralph ve Domuzcuk gibi içlerindeki insanlığa tutunup değerlerini ve ahlakını bırakmamak için savaştı.
Dediğim gibi akıcı bir kitaptı. Biraz daha kısa olabilirdi. Sonuna kadar sadece çocukları okumaktan bir ara bunaldığım oldu çünkü onların kaprislerine, saçmalıklarına ve okumakta zorlandığım vahşiliklerine katlanmak ara ara fazla geldi. Ama çocukların bakış açısından okuduğumuz için bu hislerimde yazarın çocukları ne kadar gerçekçi yansıttığını gösteriyor bence.
Çocukları okumaktan sıkılmam ve bunalmam diyorsanız bu hikâyeyi öneririm. Güzel bir maceraydı.