İnceleme
8/10
·304 syf.··
2023 45. kitabı
·
272 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2023 00:00
Kitabı; tarihi ve psikolojik bir mektup-roman olarak kategorize edebiliriz. Can yayınları tarafından 304 sayfa olarak yayımlanan kitabın ilk baskısı 2014 yılında yapılmıştır. Aynı yıl, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen “Sedat Simavi Ödülünün” de sahibi olmuştur. Kitabın adındaki şehir, 1900 lü yıllarda siyasi çalkantıların gölgesinde hürriyet gibi yeni hayaller peşine düşmüş olan İstanbul’dur. “Şehirde” olan kişi ise başkarakter Fuat’tır. O da kendi geçmişinin gölgesinin gerçeklikten düşselliğe doğru adım adım ilerliyor. Kitabın kapağında, 2. meşrutiyetin ardından at meydanında idam edilenlere ait bir görsele, Fuat’ın sandal ile boğaz gezilerine ait görüntülere ve İstanbul’da o dönemlerde basılmış olan bir kartpostal üzerindeki hürriyet meleği tasvirine yer verilmiştir. Hikaye 1908 yılında , Fuat adındaki genç bir gazetecinin Paristen İstanbula yolculuğu sırasında bir gemide başlıyor. Fuatın 1909 istanbulunda yaşadığı, duyduğu ve şahit olduğu olaylarla devam edip 2. Meşrutiyetin ilanında son buluyor. Kitap 1968 yılında bir avukatın sahaflar çarşısında bulduğu Fransızca defteri tercüme etmesiyle başlar. Defterde, başkarakter Fuatın, yakın arkadaşı Alexe yazdığı mektupların kopyası bulunur. Fransada bir gazetede çalışmakta olan fuat, annesinin vefatı, ablasının da evlenmesi üzerine yapayalnız kalmıştır. Gazete istanbulda yaşanan siyasi olayları yakından takip etmek için oraya birilerini göndermek ister. Hayatında değişiklik yapma ihtiyacı duyan Fuat da gazetenin bu görevini üstlenir. Gazeteden marcel isimli Bir fotoğrafçı ile birlikte istanbula doğru yola çıkarlar. Hikâyenin geri kalanı, Fuatın istanbulu tanıma serüveni ve daha çok kendi geçmişinin peşine düşmesi ile devam eder. Doğu ve batıya ait birçok değeri bünyesinde barındıran Fuat bu ikisi arasındaki çatışmaları, uyumsuzlukları yer yer de uyumu bizzat yaşar. Zengin bir içeriğe sahip kitapta İstanbul’a dair efsaneler, masallar, tarihi bilgiler yer almaktadır. Bunun yanı sıra dini, siyasi, sosyal olaylardan bazılarına da değinmeler, dokundurmalar yapılmıştır. Başlıca Karakterler: Fuat, diğer adıyla frank: Babası, o daha doğmadan vefat etmiştir. Henüz dokuz yaşlarındayken İstanbulda yaşanan küçük çapta bir Osmanlı ermeni çatışması sonrasında annesi ve ablasıyla Fransa'ya taşınırlar. Anlatı Fuat merkezli olduğundan onun yaşadıklarına, deneyimlerine ve değişimine şahit oluruz. Fuat doğu kökenli oluşundan rahatsızlık duymaktadır, keza bu durumu birkaç yerde dile getirir. Babasını dahi barbar diye anar. Alex: Fuatın fransada bir sanatoryumda yatan mektuplaştığı samimi arkadaşıdır. Feride: fuatın ablasıdır. Birkaç yerde ismi anılır. Victor: Fuat Ailesiyle birlikte fransada onun evinde kalmıştır. Marcel: Fuata fotoğrafçı olarak eşlik eden gazetecidir. Yazar onun hakkında, Fuat'ın ağzıyla şöyle bir tanımlama yapmıştır: “Evet, sevgili Alex, bizim asık suratlı, içine kapalı aksi bir adam zannettiğimiz Marcel meğer Sodom halkının neslindenmiş.” Bilindiği gibi Kutsal kitaplarda geçen Sodom ve Gomore halkı cinsel sapkınlıkları yüzünden helak edilmiştir. Charles: Fuatın İstanbulda tanıştığı İngiliz entelektüeldir. Ara sıra bilimsel açıklamalar yapar. Afyon kullanır ve fuatlara da kullandırır. Marcel ve fuattan İstanbul’un Sırları isimli kitap yazmalarını ister. İsabelle: fuatın istanbula gelirken gemide karşılaştığı, birkaç defa mektuplaştığı ve aşık olduğu kadındır. Prens Sabahattin: Sultan Abdülmecid'in torunudur. Gerçek bir karakter olarak romanda yer alır. Fuatla Gemide tanışırlar. Aslında Fuatların, babasının cenazesini istanbula getiren Prensle röportaj yapması için aynı gemiye binmelerini gazete sağlamıştır. Evelyn ve Margaret, charlesin Fransız kuzenleridir. Beşir Fuat: Hayatı, görüşleri, evlilikleri, çocuklarıyla gerçek bir karakter olarak romanda anılmaktadır. 1852 doğumlu, Tıp eğitimi almış, materyalizmi benimsemiş sadece bilime inanan biridir. Annesinin deliliği üzerine dediliğin ırsi olacağından korkup kendini eğlenceye vermekte çare aramış. Sonra metresinden çocuğu olacağını öğrenince onları Kuzguncuk ta bir eve yerleştirmiş. Derken iki aile arasında sıkışıp kalmış. Buna Materyalizmin getirdiği karamsarlık gibi nedenler de eklenince 35 yaşında bileklerini keserek hayatına son vermiş. İntiharını da bilimsel bir deney gibi gerçekleştirmiş. O zamana kadar intihar kavramına yabancı olan Osmanlı toplumunda bir intihar salgını başlayınca, gazetelerin intihar haberlerine sansür getirilmiştir. Gelelim Sultan Abdülazize, abisi Sultan Abdülmecidin ölümü üzerine tahta geçer. Çok geçmeden tahttan indirilip boğaziçinin saraylarından birine kapatılır. Dört gün sonra bileklerini kesip intihar ettiği söylenilir. Yerine yeğeni Abdülhamid in abisi Sultan murat tahta çıkar. Sürekli öldürülme korkusu yaşayan sultan tahtta ancak üç ay kalabilir, delirdiği ileri sürülerek tahttan indirilir. Sonra Abdülhamid geçer tahta, o da sürekli suikast endişesiyle yaşasa da 33 yıl imparatorluğun başında kalmıştır. Kitap ben anlatıcıyla di-li geçmiş zaman kipinde kaleme alınmıştır. Güncel kelimelerle, çoğunlukla sanatsal üslupta yazılmıştır. İçeriğe geçecek olursak, Fuat Mektupları yazarken karşı tarafın vereceği tepkileri göz önünde bulundurmuş bu da anlatıya ayrı bir canlılık katmıştır. Mesela "Babamı tanıdım!.. Evet babamı." Diye yazmıştır. “Tuzlu suyun lanetiyle zehirlenmiş barbarların hüküm sürdüğü bu şehrin altında delirmemizi bekleyen cinler var…” gibi, yer yer masalsı öğelere de başvurulmuştur. Kitabın akışı normal bir hızda seyrederken Fuatın babasının izini sürdüğü kısımlarda biraz hızlanıyor. Sonrasında ruhsal betimlemelerin ağırlık kazanmasıyla öncekine nispeten daha da yavaşlıyor. Bir yerde Marcel sıradan bir çeşmeyi uzun uğraşlar sonunda fotoğraflayarak ortaya hüzünlü bir fotoğraf çıkarıyor. Tıpkı burada olduğu gibi, romanda her ne kadar tarihi gerçekler yer alsa da yazarın odağı ve konuyu ele alış biçimi, gerçeklikten ziyade algılananı öne çıkartıyor. Fuat mektubunun birinde, istanbulun fethinde ayasofyaya sığınmış hıristiyanların katledildiğinden sitem ediyor. elbette bu söylediği hem bizim tarih kitaplarımızla hem de Fatihin Hristiyanlara vermiş olduğu gayrı Müslimlerin haklarının korunmasına dair fermanlarla çelişmektedir. S93 Yazar romanda Orhan pamukun Kara kitabına göndermelerde bulunuyor, ki bu kitapta da bir arayış ve baş karakterin değişimi söz konusudur. Ahmet hamdi Tanpınar ve Ahmet Mithat da romanda karakter olarak yer almıştır. Romanda kuyu, Fuatın geçmişine, çocukluğuna açılan bir tünel gibi sembolize etmiştir. Romanın geçtiği yıllarda dilimize yeni yeni girmiş olan Hürriyet kavramı da, istibdata karşı koyma sembolü olarak kuvvetli bir şekilde kullanılmıştır. Romanda öne çıkan bir diğer kavram da deliliktir fakat bu sembolden ziyade bir tema olarak işlenmiştir. Fuatın, kitabın sonlarına doğru sokak köpeklerini çevresindeki insanlara benzetmesi, onun gerçeklikle hayalin sınırlarında gidip geldiğine işaret ediyor. Ayrıca rüyaları da ruh halini görmemizi sağlıyor.
Roman
Gölgeler ve Hayaller ŞehrindeMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2014731 okunma
·
170 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.