Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka renkli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. "Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?" diyorlar. "Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip giderlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, İyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli, bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?"
Ama klasik Sabahattin Ali öyküleri :)
Sabahattin Ali ile Stefan Zweig hikaye tarzlarını birbirine çok benzetiyorum. Genelde mutsuz ya da ucu açık bitmiş hikayeler.
Sırça Köşk, 13 öykü, 4 masaldan oluşuyor.
Açıkçası diğer okuduğum öyküleri kadar beğenmedim, zorlama gibi geldi bana. Beğendim tabii ama okuduğum diğer Sabahattin Ali hikâyeleriyle karşılaştırıldığında diğerleri kadar beğenmedim. Hikâyeleri o kadar sarmadı diğerleri gibi ama Sabahattin Ali gene hikâyeler üstünden çok şey anlattı ve bunun için değer okumaya. Özellikle masalları günümüz için biraz özet olmuş. En güzeli de kitaba adını veren masaldı, "Sırça Köşk".
KEYİFLİ OKUMALAR