·1088 syf.····Okunma: 13 Ekim 2023 19:54 Ahmet Kaya hayranları 'Ah ulan Rıza' parçasını bilirler şüphesiz. Kitabı okurken sık sık 'Ah ulan Selim, ah' dedim. Okunması, anlaşılması, beğenilmesi zor bir kitap. Yazarımız farklı şeyler mi denemiş, yoksa 'beni yazı kalıplarınız bağlamaz, hepsi ayağımın altında ulan' mı demek istemiş belli değil. Öne çıkmak için farklı olma gayreti mi yoksa bilemedim. Kitap başta düz yazı ile başlıyor ve Turgut ile tanışıyoruz. Turgut dışsal olarak mutlu bir aile babası ama içsel olarak içinde fırtınalar esiyor, çünkü en yakın arkadaşını intiharla kaybetmiş. Evdeki sakin ve huzurlu görünen halinin yanısıra aynı andaki içsel fırtınalarına tanık olmak gayet ilginç ve başarılıydı. Oraları keyifle okuyorsunuz. Ama ara ara Turgut kendiyle dialoglara dalıyor, müteveffa Selim'le konuşuyor, diğer ortak ve sonradan tanıştığı ve Selim'in bilerek ayrı tuttuğu başka arkadaşları da ekleniyor zamanla. Ama başı Olric çekiyor. Olric, okunuşu Olrik mi yoksa Olriç mi bir türlü kestiremediğim, efendimiz diyerek bir kralın/prensin özel uşağı havasında bir hayali dostu Turgut'un ve anlatıma sonradan dahil oluyor. Kitabın başlarında 'Olric o zamanlar henüz yoktu' diyor mesela. Bu dialoglarda konuştuğu birisinden başka birisine atlaması, yazar Samarigo gibi kimi bölümleri gözümüzün yaşına bakmadan, insafsızca noktasız ve virgülsüz yazması ve üstüne üstlük dialoglarda kimin konuştuğunu seçmekte bizi gereksiz yere zorlaması bende puan kırmama sebep oldu. Hikayenin, kurgunun, karakterlerin, sürprizlerin, ters köşelerin okuma zevkleri dururken, okuyucua işkence etmesi farklı bir yazı stiline sahip olmaya kurban edilmiş gibi geldi bana. Oğuz Atay boş bir insan değil, entelektüel bir birikimi var şüphesiz, fakat bunu gözünüze sokuyor adeta ve siz 'çek oğlum şu entelektüelliğini, gözüme girecek mazallah' demek zorunda kalıyorsunuz. Huzursuz bir kuş gibi anlatım içerisinde daldan dala atlamasını ve konudan konuya, kişiden kişiye geçmesini de kafa karıştırıcı buldum. Hele bir de eski bir Türk boyunda yola düşen 7 kişinin bir anlatımı sokulmuş araya, ki bununla ne murad etmiş, tam oturmadı bende. Kitabın sonlarına doğru, kitabın başında Turgut'ta olduğu gibi, Selim'in günlük ve not defterinden Selim'in iç dünyasına dair ipuçları yakalıyoruz. Selimi'le empati kurmaya ve ona vahlamaya başlamamıza sebep oluyor. Turgut'un Selim'e olan muhabbeti ve Selim için Turgut'un pek aynı konumda olmaması beni biraz düşündürdü. Çarpık bir ilişki sözkonusu gibiydi. Kitapta birçok kez Tolstoy, Dostoyevski, Kafka vs gibi yazarlara ve Oblomov ve Kafkan'ın Dönüşüm gibi eserlerine atıfta bulunulmuş. Bundan dolayı yeni okurların, dünya klasikleri yabancılarının başta uzak durması gereken bir eser bence. Daha sonra okuyunca bir zevk alacağınızın ve beğeneceğinizin bir garantisi yok yalnız. Konusunu yani Tutunamayanlar tematiğini beğensem de, kitabı yazım sıradışılığından ve bana göre gereksiz uzunluğundan dolayı tam puan alamadı. Literatür meraklıları elbette okumalı ama entelektüel meraklarını gidermek için daha çok. Yazara devam edeceğim kesinlikle ama o kadar etkilendiğimi söyleyemem.
Kitapla kalın. ..