"Şunu bilin ki bu dram ne hayali bir öykü ne de bir romandır. Bu dramdaki her şey doğrudur, o derece doğrudur ki bunun özelliklerini herkes kendi içinde belki kendi yüreğinde bulabilir." Hayatın ta kendisi olduğunu hissettiren bu satırlarla başlıyor roman. İki kızının sevgisiyle sınanmış bir babanın hikayesini anlatıyor.
Gerçekten de bu dünyada en sevdiklerimizle sınanıyoruz çoğu zaman. Bazen anne babamız bazen evladımız bazen de sevdiğimiz oluyor bu imtihan. Goriot Baba da eşinin ölümünden sonra her şeyini kızlarına adıyor. Zengin bir tel şehriye tüccarı iken düşük sınıf bir pansiyonda beş parasız ve kimsesiz bir şekilde hayata veda edecek kadar...
Onu anlayan ve ona değer veren tek kişi ise onunla aynı pansiyonda kalan ve soylular sınıfına girmeye çalışan hukuk öğrencisi Rastignac.
Henüz tecrübesiz bir genç olan Rastignac, Goriot Baba ile dışarıdan ışıl ışıl görünen bu renkli camianın içeriden ne kadar çürümüş, acımasız, bencil ve boş olduğunu fark ediyor.
Eserin başında akışı yakalayana kadar biraz zorlansam da insan ruhunu ve doğasını en iyi anlatan eserlerin klasikler olduğunu düşünüyor ve bu eser de o bakış açısıyla okunması gerekenler listesinde yer almalı diyorum.
.