·336 syf.····Okunma: 20 Eylül 2023 00:01 İrlanda'nın kuzeyinde bir ada...
Üç haneli sayılara ulaşmayan nüfus...
1979 yazı...
İngiliz asıllı bir ressam Lloyd uçurum resimleri yapmak üzere bu adaya gitmeye karar verir. Deniz yoluyla denizi hissederek adaya ulaşır.
Ve dört yıldır bu adaya muntazaman gelen, Fransız dilbilimci Jean Pierre Masson... Amacı bu herkesten ve anakaradan uzak bu adada hala konuşulan İrlanda'nın asıl dili olan ''Gale dili'' üzerinde kuşaklar arası değişim ve kullanım üzerine yazdığı akademik tezi...
İstemli olarak yazar İngiliz ressamı yolculuğun başından beri ''Ağzının ortasına kürekle vurma'' hissi veren bir antipatik karakter olarak, Fransız dilbilimciyi ise herkese yardımcı olan sevecen bir karakter olarak resmetmiş. Fransız doğal olarak dil bozulacağı endişesi ile İngiliz'in adaya gelmesinden hoşlanmıyor; dünyaya zor sığan iki vatandaşı bir adaya koyunca olanları izliyoruz. (Kendileri Cezayir ve Kamerun'da farklı şeyler yapıyor gibi)
Diller ne kadar eskidir? insanlığın tarihi kadar... Yuhanna İncili tam olarak şöyle başlar; ''Kelimeden önce söz vardı...''. Diller konuşanlar o dilden vazgeçtiği için ölür. Ama maalesef günümüzde sömürgeciliğin, ticaretin ve ortak dil arayışlarının neticesinde çoğu dil tarihten silinmiş veya silinmek üzeredir. Ortak dilin, ortak fayda olduğu yanılgısı neticesinde şu an çoğu dil tehlike altındadır.
Kitapla eş zamanlı ilerleyen sürekli ölüm haberleri bölümleri mevcut. IRA ve Birleşik krallık arasında süregelen karşılıklı ölüm haberlerinin yaşlı ninenin radyosundan geldiğini öğreniyoruz.
Kitap sonunda iki karakterde adayı terkederken öğrendiğimiz en önemli husus aslında bizi şaşırtmıyor. Adadaki insanların yaşantısı, dili, hayat kaygısı, ümitleri, hayalleri kimsenin umurunda değil... Herkes menfaatinin peşinde...
Kitabı dalgalı deniz gibi yer yer kısa cümleler, yer yer uzun paragraflar, yer yer diyaloglarla yazan yazar özgün bir yazım dili elde etmiş. Okuyucusu bol olsun...