Koloni, 1979’da, İrlanda ile İngiltere arasındaki gerginliğin doruk noktasında olduğu döneme İrlanda’nın bir adasından bakarken, dil, kültür, inanç ve tarih gibi pek çok yönden kimlik, aidiyet, asimilasyon ve sömürgecilik meselelerini irdeleyen çok güzel bir roman.
Kitap, İngiliz bir ressamın uçurum resimleri yapmak amacıyla İrlanda’nın çok küçük bir adasına gelmesiyle başlıyor. Sonrasında adayı yine birkaç aylığına Fransız bir dilbilimci de ziyaret ediyor; bu iki ziyaretçi ve onların kiracısı oldukları İrlandalı ailenin arasında geçenler üzerine çok güzel bir kurgu inşa etmiş Audrey Magee.
Hikâye ilerlerken, birkaç farklı karakterin zihninde geziniyoruz. Ben bunun ustalıklı bir şekilde yapıldığı metinleri çok seviyorum ve Koloni de kesinlikle bunlardan biri. Her bir karakterin kafasının içine girip, onun gözünden dünyaya bakıyorsunuz çünkü Magee, her bir karakterin geçmişine, duruşuna uygun bir üslup ve dil kullanıyor. Ressamın bilincinde gezerken gerçekten her şeye bir fotoğraf makinesinin odağından bakıyormuş gibi, her sahne bir resim karesiymiş gibi algılıyorsunuz mesela. Ya da dilbilimcinin zihnindeyken, dilin inceliklerine hakim, bu konuda hassas birinin daha edebi ve derin cümleleri sizi alıp onun dünyasına çekiyor. Bu, her ne kadar kolay gibi görünse de aslında güçlü bir kalem gerektiren ve başarıldığında da hikayeye muazzam derinlik katan bir yöntem bence.
Yazarın birkaç aylık bir süreçte, küçük bir adadan İrlanda meselesini yansıtabilmesini de çok başarılı buldum. Ülkenin tarihi, kültürü, dili ve İngiltere ile olan ilişkileri metne çok güzel yedirilmiş. Kitap boyunca hikaye arada kısa kısa, IRA ve Birleşik Krallık arasındaki çatışmalar ve bu nedenle hayatını kaybedenler hakkındaki haberlerle bölünüyor. İlerledikçe bunun, adadaki yaşlı bir İrlandalının