Niran Elçi

Niran Elçi

YazarÇevirmen
8.5/10
1.544 Kişi
·
4.068
Okunma
·
2
Beğeni
·
67
Gösterim
Adı:
Niran Elçi
Unvan:
Yazar
Doğum:
1971
1971’de Rize’de doğan Niran Elçi, 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1992 yılında mezun oldu. Uzun yıllar özel sektörde yönetici olarak çalıştı. İngilizce’den Türkçe’ye pek çok kitap çeviren Elçi, kızıyla birlikte İstanbul’da yaşıyor. Yazarın son kitabı, Adamı Zorla Cadı Yaparlar (2011).
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Sanırım bazı kitaplarımı okumadan, okuma sıramda beklerken daha çok seviyorum.

Okuduğum romanların içinde ve yazarların içinde en büyük hayal kırıklığı benim için Neil Gaiman ve kitap olarak da Amerikan Tanrıları’dır. Amerikan Tanrıları için geçtiğimiz ocak ayına kadar sadece bir tek bu siteden bir arkadaşın Youtube kanalında olumsuz yorum almış ama buna rağmen kitaptan olan beklentimi hiçbir şekilde azaltmamış yine de bu orijinal konuya, bu çok fanının olduğu kitaba gelen bu övgülerin ve verilen bu ödüllerin boş yere olmayacağını düşünmüştüm. Ama gelin görün ki bana göre bu kitap haksız bir üne kavuşmuş bir eser. Kitapta kesinlikle bir şeyler eksik, bir şekilde kitabın içine girilemiyor, okur ile kitap arasında istenilen bağ kurulamıyor. Sadece ve sadece konusu çok güzel ama konu da bir, olmadı iki cümle ile rahatlıkla açıklanabilecek bir konu. Gaiman bana göre yutamayacağı lokmayı ısırıp çiğnemeye çalışmış, çiğnemiş çiğnemiş ama yutmayı da başaramamış.

Kitap çok hızlı ve ilgi çekici bir şekilde başlıyor ve dediğim gibi de konu son derece orijinal ve farklı olmasından ötürü her şey çok iyi gidiyordu. Bu güzel giriş bölümünden sonra bana göre Gaiman kurguyu örüp işleme konusunda yetersiz kalmış. Önsözde yazıldığı gibi kitap aslında kırpılmış ama keşke ortalama 300 sayfa daha kırpılsaymış diye düşünüyorum. Çok fazla gereksiz, olmasa da olur tarzında bölümler mevcut. Tamamen kitap ile alakasız gündelik olaylara fazlası ile yer verilmesi kitabın okunabilirliğini iyice etkiliyor. Öyle bir hal alıyor ki artık okuyorum ama neyi okuyorum durumuna gelmiştim. Kitabı çok fazla sevmeye uğraştım ama artık sevecek hiçbir unsur bulamıyor aksine sayfalar zoraki de olsa çevrildikse kitaptan daha çok soğumaya başladım. Bu kitabı okuyanlar sanırım ikiye ayrılıyor: sevenler ve nefret edenler. Sevenler de bana göre ikiye ayrılabilir: gerçek manada sevenler ve sevmeyip popülerliğe ayak uydurmak için sevmiş gibi görünenler. Birçok forum sitesinde kitabı çok sevenlerin olduğu kadar işi abartıp “kutsal kitap” diyenler de var ve bir o kadar da benimle aynı görüşe sahip olup, kitabın kopuk olduğunu belirtip sadece konunun güzel olduğunu savunanlar, tamamen hayal kırıklığı olduğunu belirtenler de var.

Kitap hep kendini fantastik kategorisinde gösteriyor. Evet fazlası ile içinde fantastik öğeler var ama maalesef benim beğendiğim tarzdaki epik fantezi türüne girmiyor; yani bir Yüzüklerin Efendisi, Buz ve Ateşin Şarkısı, Gedik Savaşları ya da Zaman Çarkı tarzı değil kesinlikle hatta fantastik kitaplar genelde olay kitabı olurlarken sanırım Amerikan Tanrıları biraz durum kitabı oluyor. Bu şekilde de olunca ve gerçek manada fantastik olarak beklenti içine girilince kitabı okumak daha da zor oluyor.

Kitap içinde belli bir sayfadan sonra okuduğumuz karakterlerin aslında farklı farklı mitolojilere göre tanrı olduğunu ben şahsen kitabı okurken hiç anlayamadım. Dediğim gibi kitabı okurken oluşan o kopukluk sayesinde okuduklarımı değil tanrı, normal bir karakter hatta gereksiz bir karakter gibi okudum.

Okuduğum kitaplar içinde ilk bu kitabı okurken farklı bir şey yaptım daha doğrusu yapmak zorunda kaldım. Kitabı okurken 2 kere yarım bırakmayı düşünmüş ama pek katılanı kalmadıysa da düzenlediğimiz bir etkinlik olduğu için tahmini 5 – 10 dakika sonra tekrardan okumaya karar verdim ve en sonunda da 3. Kez kitabı tamamen yarım bıraktım. Kitabı yarım bırakmamdaki en büyük etkenlerden biri de kesinlikle çeviri. Herkes Zaman Çarkı serisinden dolayı Niran Elçi çevilerini beğenir ama ben şahsen Niran Elçi çevirisi görünce korkuyorum. Yaptığı çevirilerde, kurduğu cümlelerde sanki çevriyi yaptıktan sonra kelimelerin yerini değiştirip cümleleri daha bir alengirli yapmaya çalışıyor gibi bir hava sezinliyorum. Kendini yavaş okutan, anlamak için daha fazla düşünme ihtiyacı hissettiğim cümleler ile dolu geliyor bana Elçi’nin çevirileri. Sayın Elçi bana göre bol betimlemeli olan Zaman Çarkı’nı bile okuması zor bir seri yapmıştır. Okuduğum bir başka habere göre de “The Malazan Book Of The Fallen” çevirisini de Niran Elçi yapacakmış. Umarım yapmaz, umarım yalan haberdir. Bu efsane seride Niran Elçi adını görmek istemiyorum. Her neyse çeviriye rağmen kitabı elimde süründürerek okurken kitabı en sonunda yarım bıraktım ve 2 gün sonra da İnkılap Kitabevi’nden çıkan baskısını birçok fantastik ve bilim kurgu kitaplarının çevirmenliğini yapan Ferhan ERTÜRK çevirisi ile kaldığım yerden okumaya karar verdim ve başladım. Bu kötü kitabı en azından Elçi çevirisine göre daha güzel çeviri ile bu şekilde bitirebildim. Kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi Niran Elçi çevirisine göre daha güzel, daha kolay ve okuması daha da keyifli. Yazar tarafından kısaltılmış olan bu versiyonu, bu çeviri ile okusam kitabı yine beğenmez ama yarım bırakma ihtiyacı hisseder miydim bilmiyorum. İki farklı çeviriden sizlere de örnek vermem gerekirse şu şekilde iki tane kısa paragraf paylaşabilirim.


-- İthaki Yayınları Niran Elçi Çevirisi, bölüm 17, sayfa 558: --
“Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğusundaki en önemli yer, Georgia, Tennessee ve daha yukarıdaki Kentucky’nin her yerinde, yüzlerce eski ahır çatısında tanıtılmaktadır. Sürücü ormandan geçen dolambaçlı yolda çürümeye yüz tutmuş kırmızı bir ahıra denk gelir ve çatışına boyayla şu sözlerin yazıldığını görür.

KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI”



-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk Çevirisi, bölüm 17, sayfa 452 --
"Güney-Doğu Birleşik Devletleri’nin en önemli yerinin reklamı Georgia, Tenessee ve Kentucky’ye kadar yüzlerce eskimiş ahır çatısında yapılır. Bir şoför, bir ormanın içindeki kıvrılarak ilerleyen yolda çürüyen, kırmızı bir ahırdan geçecek ve çatısında
KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI
yazısını ve …”

Bir başka örnek vermem gerekirse:

-- İthaki Yayınları Niran Elçi çevirisi, bölüm 17, sayfa 559: --
“Çünkü Lookout Dağı’nı kim kontrol ediyorsa, toprakları da o kontrol ederdi: efsane böyle diyordu. Orası, ne de olsa, kutsal bir yerdi hem de yüksekti. İç Savaş sırasında, Eyaletler Arası Savaş’ta, orada bir çatışma yaşanmıştı.”


-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk çevirisi, bölüm 17, sayfa 454 --
“Lookout Dağı’nı kim kontrol altında tutarsa ülkeyi de kontrolü altında tuttu; efsane böyleydi. Her şeyden önce burası kutsal bir mevkii ve yüksek bir yerdi. İç Savaş’ta, Eyaletler Arası Savaş’ta burada bir çarpışma oldu:”

Sizler ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana göre kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi daha sade, daha güzel ve okunması da haliyle daha kolay. Gaiman’ın bu kötü yazım tarzı bu kötü çeviri ile birleşince 10 üstünden 5 puanı hak eden bir kitap oldu bana göre. 5 puanı neden kırdığımı da açıklamam gerekirse: bir kitabı beğendiğim kitaplara eklemiyorsam o kitap zaten 10 puanlık değil 9 puanlık bir kitaptır. Bir kitabın içine girmekte zorlandıysam 1 puan daha kırılır ve 8 puan olur. Kitap kendi içinde kopuk bir şekilde ilerliyorsa ve tam manası ile bölüm aralarında bağlantıda bana göre sorun oluyorsa 1 puan daha kırılır ve 7 puana düşer. Kitap bu sebeplerden ötürü elimde sürünüyorsa ve başka kitapları okumama engel olacak şekilde elimde süre geçirdiyse 1 puan daha kırılır ve 6 puan olur. Bu kitabın çevirisi de kötü ise 1 puan daha kırılır ve 10 üstünden 5 puan almayı hak eder; ama bu kadar olumsuz yönlerini yazdığım bir kitabı ben de şahsen sevmediğim için 1 puan da ben ekstradan kırarım ve 10 üstünden 4 puan almayı sonuna hak eder.

Sanırım Neil Gaiman kitaplarını artık içinde adımı ve soyadımı yazmadığı sürece okumayı düşünmüyorum.
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ…

Tehlikeli Diyardan Öyküler varmış… Bu öykülerde krallar, ejderhalar,şövalyeler, zırhlar aaa neredeyse unutuyordum kralın sıkça kullandığı “on bin gök gürültüsü” varmış…

“Şövalyelik için kılıçtan fazlası gerekir.”

J. R. R. Tolkien (3 Ocak 1892 – 2 Eylül 1973) İngiliz yazar, şair, filolog ve profesör unvanlı akademisyen Tolkien fantastik kurgu eserleriyle tanınır ve hatta “fantastiğin babası” olarak addedilir.Yazarın hayatını araştırdığımızda Tolkien’i Tolkien yapan aslında hayatıyla hayal gücünün eşsiz birleşimi olduğunu görüyoruz.Ölümünün ardından yarım kalmış eserleri, oğlu Christopher Tolkien tarafından ele alınıp yayımlanmıştır.

--------------------------------0---------------------------
Aslında bu tarz kitap hiç okumadım. Okumayı da çok düşünmüyordum. Ta ki işin içine Ebru Ince girene kadar. Onun tavsiyeleri bendeki eksik puzzle parçalarımı tamalarcasına hangi kitabın varlığına ihtiyacım olduğunu bilirmiş gibi yaptığı önerilerini ne zaman dikkate aldıysam puzzleın parçaları doğru yerlerini buldular.Bu nedenle tüm önyargılarımdan sıyrılarak okuduğumu belirtmek isterim.Ayrıca bu görünmez bağ için teşekkür ederim.
--------------------------------0---------------------------

Adından da anlaşılacağı üzere okuduğum kitap kısa öykülerden oluşan bir kitaptır.Bazı öyküleri fantastik bir film edasıyla okurken, bazılarını çok basit buldum. Zaman zaman alıntı yapmadan alamadım kendimi. Öyküleri okurken eğlendiğim kısımlar da oldu ,endişhelendiğim kısımlar da. Oldukça sürükleyici bir kitap. Beğendim ama tarz olarak öncelikli tercihim olmaz. Okumaya devam edeceğim , hatta “hobbit” ve “Yüzüklerin Efendisi” kitaplarını okumayı düşünüyorum.Zaman sıkıntım yüzünden bu kitabı tercih ettim ama popüler olan bu üçlemeyi de okumazsam yazara ayıp ederim gibi geliyor.
--------------------------------0---------------------------

Böyle bir etkinlik yapıp (bkz: Tolkien Etkinliği BAŞLADI!! ) fantastik kurguya bir şans vermemi sağladığınız için çok teşekkür ederim.En azından önyargımı kırdım ve benim de seveceğim fantastik kurgu kitapları olduğunu anladım.Hadi etkinlik bitmeden sizde orta dünyanın kapılarını aralayın ,gerçek hayattan daha çok eğleneceğinizi garanti ederim.
--------------------------------S0N---------------------------
Uzun süredir takip ettiğim, ciltli olarak yaklaşık 2 senedir evimde bekleyen, en sonunda başlayıp kısa sürede 1. kitabını bitirdiğim ve bayıldığım bir başlangıç oldu. Çoğu yerde okuduğum yorumlarda çok fazla betimlemenin olduğunu ve can sıkıcı olduğunu söylemişler, bence hiç de o şekilde değil, betimlemeler tasvirler o kadar güzel ki okurken yaşıyordum adeta, kitabın başları anlatıldığı gibi de sıkıcı değil, aksine 80. sayfada merak başlıyor, sayfalar hızlıca çevrilmeye başlanılıyor ama tabii ki çok fazla soru işareti ile. Onun için konuya hemen girmemesi ve kafamızda çok sayıda soru işareti bırakması normal.

Burada yaklaşık olarak 14000 sayfalık bir seriden bahsediyoruz ve daha 100. sayfada badozlama konuya girse ortaya Zaman Çarkı değil Metal Fırtına tarzı bir şey çıkardı şüphesiz.
"Evet, ben yeni bir şeyin başlangıcıyım, ama yeni bir dinin değil! Yeni bir dindarlık türünün başlangıcıyım ki, o hiçbir sıfat, hiçbir sınır tanımaz. Sadece ruhun özgürlüğünü bilir..."

Osho'ya defalarca, otobiyografisini niçin yazmadığı soruldu. O da her seferinde, "Zamansız hakikatler önemlidir." dedi. "Arayan biyografimi çalışmalarımda bulabilir. Dokunduğum insanların değişen yaşamlarında bulabilir. Toplayıp, 'tarih' adını vereceğimiz gazete kupürlerinde değil." Yine de, insan zihni zaman içinde olup biten olaylardan anlam çıkarmak ister. Olup biten "olay"ların anlamını bildiğimize kendimizi ikna edebileceğimiz bir bağlam yakalamak isteriz. Özellikle de bu olaylar çelişkili, ürkütücü, sıra dışı olduğunda. Bu kitap, Osho ve çalışmalarının anlaşılması için o bağlama sağlama zamanının geldiğinin fark edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Ancak, bu kitap "Osho kimdir?" sorusuna kesin bir karşılık vermekten çok, bir rehberdir. Çünkü Osho'nun da dediği gibi, bir başkasının kim olduğunu, ancak kendimizin kim olduğunu anladığımızda anlayabiliriz.
Okunması çok kolay bir kitap olmadıgını kabul ediyorum, özellikle orta bölümde sokakta geçen dialoglar anlaması pek kolay değil. Yine de sabırla okuyup tamamlamaya değer, Şahsen çok etkilendim. Orwell'ın bilinen 1984ünden hayli farklı fakat yine çok gerçekçi, yine çok ince, olumsuz yorumlara katılmıyorum, kendi felsefesi olan cesur bir hikaye. Okudukça insanın doğasına dair çarpıcı bir sorgulamaya girişiyorsunuz, kendi üzerinize düşünüyorsunuz, az şey değil.
J.R.R. Tolkien'in çocuk masal kitabıdır Roverandom. Sevgili Tolkien'in beş yaşındaki oğlu Michael, oyuncak minyatur köpeğini kaybediyor. Ve gün boyu aramalarına karşın, oyuncağı bulunamıyor. Ve Michael'in kalbi kırılıyor. Bunun üzerine Tolkien oğluna bir masal yazıyor. Bu masalın da kahramanı bir oyuncak köpek.
Her şeyden öte; kitabın kapak illustrasyonları adeta bir sanat eseri! Harikalar!
Boyut olarak ise, kitap avuç kadar. Küçücük. Normal bir kitabın yarı boyutunda olan kitap, İthaki'nin yeni gözdelerinden biri.
Ne desem bilemedim... "Sevmedim" desem, konunun özgünlüğüne, Neil Gaiman'ın yaptığı araştırmalara, kattığı farklı yorumlara haksızlık etmiş, "Sevdim" desem, kurgunun eksikliğini karakterlerin yetersizliğini yok saymış olurum...
Öncelikle kitabın konusunu çok sevdiğimi belirtmem gerek. Eski Mısır, İskandinav Tanrıları ve mitleri, aralarındaki bağlantılar ve tanrıların kişilikleri iyi araştırılmış ve kitaba aktarılmış. Bu eski tanrıların yavaşça unutulması ile modern dünyanın yeni tanrıları sayılan medya, internet, para gibi kavramların güç kazanması ve iki grup arasındaki çekişme üzerine kurulu bir hikaye var. Yeni tanrılardan bahsederken kapitalizm vurgusu ve eski tanrıların muhafazakar yaklaşımlarını, korkularını çok beğendim. Öte yandan kitabın sonundaki ek kısımlarında, Neil Gaiman'la yapılan bir söyleşiden de kitaba dair ilginç bir durum öğrendim. Kitapta bazı el çabuklukları ve hileler anlatılıyor. Özellikle Çarşamba’nın para kazanmak için bir benzin istasyonunda satıcıyı kafa karışıklığı ile kandırması sahnesi çok muğlaktı. Bunun kullanılmasından korktuğu için özellikle muğlak yazdığını anlatıyor. Nitekim “nasılsa kimse yapmaz” diye ATM’den para çalma sahnesini detaylarıyla anlattığını, ancak kitap yayınlandıktan birkaç ay sonra bu metodla soygun yapıldığını öğrendiğini belirtiyor. Bir okuyucusunun bir kitap sitesinde bu kitabı “her şeyden öte, kolay yoldan zengin olma kitabı” diye tasvir etmiş olması oldukça enteresan.
Bunlara rağmen kitapta içime sinmeyen çok yer vardı. Dediğim gibi kurgu çok güzel ancak kurguyu hikayeleştirme kısmı olmamış. Karakterler çok silik. Mitolojik göndermeler var ama daha o karakterlerin hangi tanrı olduğu bile aslında okurken çok net anlaşılmıyor. Beklenen bir savaş var ve savaşa kadar hikaye ilerlemiyor. Gündelik yemek sohbetleri şamata gırgır, amaçsız ilerliyor. Konuyla ilgisiz, karakterler hakkında fikir vermeyen ve bence gereksiz çok fazla kısım var. Bu da okuyucuyu hikayeden kopartıyor ve hikayeye dahil olmasını engelliyor.
Sanki Neil Gaiman’ın aklına “eski ve yeni tanrıların savaşı” üzerine kitap yazmak fikri gelmiş, kitabın sonuna savaşı koymayı düşünmüş, ilk kısımda tanışma buluşma olur demiş… Arasını da hiç düşünmeden kurgulamadan spontane bir şekilde yazmış gibi hissettim.
Ne yalan söyleyeyim, Stephen King’in Mahşer ve O kitaplarında, birbirinden alakasız onlarca karakteri o kadar başarılı bir şekilde kurguladığını ve bağladığını düşündükçe, bu konuyu Neil Gaiman yerine Stephen King yazsaydı, bu büyük tanrıları nasıl anlatırdı diye merak etmeden yapamıyorum.
Ne desem, nasıl başlasam? Üç buçuk aylık bir maceranın sonuna geldim. Okurken sona odaklanmış olsam da şu an en sevdiğim, gece gündüz birlikte olduğum arkadaşlarımı kaybetmiş gibiyim. Binlerce sayfa, onlarca günden sonra normal tabi.
Yine de insan etkileniyor. On ikinci kitaba başlarken yazarın öldüğünü öğrendiğimde gözlerim doldu. Mantıksız olsa da (Sonuçta adam yıllar önce ölmüş) benim için taze bir üzüntü idi.Dünyanın böyle insanları kaybetmesi her zaman üzücü. Sevdiğin birini kaybetmek gibi değil tabi ama sanki dünya daha eksik gibi geliyor. devamı için insana.https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...-jordan-brandon.html
Diğer romanlarına göre sürükleyici bir roman. En çok ilgimi çeken özel okulların işleyişi ...Mış gibi yapmak, ezberci dayatmacı sistem , öğrenci = müşteri
Serinin muhteşem finali!!! 14 kitabın ortalarında iken bazen bırakmam gerektiğini düşündüm ama her kitabın sonunda geçekleşen finaller sayesinde okumaya devam ettim ve sonunda bu müthiş finali gördüm.Başından beri bu tarz felsefi bir yaklaşımla bitirileceğini düşünsem de finali gerçekten efsaneydi. Hayal gücünün sınırlarını görmek isteyenler bu seriyi okusunlar diyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Niran Elçi
Unvan:
Yazar
Doğum:
1971
1971’de Rize’de doğan Niran Elçi, 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1992 yılında mezun oldu. Uzun yıllar özel sektörde yönetici olarak çalıştı. İngilizce’den Türkçe’ye pek çok kitap çeviren Elçi, kızıyla birlikte İstanbul’da yaşıyor. Yazarın son kitabı, Adamı Zorla Cadı Yaparlar (2011).

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 4.068 okur okudu.
  • 165 okur okuyor.
  • 3.404 okur okuyacak.
  • 90 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları