Niran Elçi

Niran Elçi

YazarÇevirmen
8.5/10
6,5bin Kişi
·
17,9bin
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.217
Gösterim
Adı:
Niran Elçi
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
Rize, Türkiye, 1971
1971’de Rize’de doğan Niran Elçi, 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1992 yılında mezun oldu. Uzun yıllar özel sektörde yönetici olarak çalıştı. İngilizce’den Türkçe’ye pek çok kitap çeviren Elçi, kızıyla birlikte İstanbul’da yaşıyor. Yazarın son kitabı, Adamı Zorla Cadı Yaparlar (2011).
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
304 syf.
·9/10 puan
"Yaşamanın en iyi yolu diye bir şey yok, bu yüzden sen kamyonunu sürmeye devam et.”
Merhabalar yazarın okuduğum üçüncü kitabı olan bu eserden önce Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim.Bu eseri de diğer eserinde olduğu gibi Platon üzerinde durmuştur ancak bunda farklı olarak mizahi ve karikatürist bir anlatım tarzı benimsenerek kaleme almıştır.Felsefeyi ve filozofları anlamak isteriz.Okuyarak ve anlayarak bir yolcuğa çıkmak isteyenlerin tercih etmesi gereken bir eserdir.Bu eserdeki her çizimde felsefeyi anlatıyor.Yazar resimleri çok farklı anlamlarla açıklıyor.Felsefik kitaplar sıkıcıdır tezini çürütmektedir.Kitap sayesinde öğrenmek istediğim çoğu şeyi öğrendim.Kitabın son bölümde ünlü filozofların hayatlarıyla ilgili bilgiler verilmiştir.
Keyifli Okumalar Dilerim
712 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
"Zaman Çarkı döner, Çağlar gelir ve geçer, efsaneleşen anılar bırakır. Efsaneler solarak mit olur ve onları doğuran Çağ yeniden geldiğinde mitler bile unutulur. Bir Çağ’da, kimilerine göre Üçüncü Çağ’da, henüz gelmemiş, çoktan geçip gitmiş bir Çağ’da, Puslu Dağlar’da bir rüzgâr yükseldi. Rüzgâr başlangıç değildi. Zaman Çarkı dönerken ne başlangıçlar, ne de bitişler vardır. Ama bir başlangıçtı."

Işte böyle başlıyor Robert Jordan 1990 yılında Zaman Çarkı serisine. Seri 14 kitap ve bir ara kitaptan oluşuyor. Bizler 2003 yılında İthaki ile keşfediyoruz seriyi. Tabi ben çok daha geç keşfettim. Bu incelemeyi tıpkı "Dune Serisi" için yaptığım gibi, açıklamalarla ve kitaptan karakterleri detayıyla yazmayı istedim. Çünkü gördüğüm kadarıyla sitede seriye başlayanlara kaynak olması için bir inceleme mevcut değil. Uzun olsa da okuyacaklar vardır, onlara teşekkür ederim...
O halde, başlasın Zaman Çarkı serüveni... :)

"Dünyanın Gözü" ilk kitap olması nedeniyle her şeyin başlangıcını anlatarak başlar. İlk iki Çağ, Efsaneler Çağı ve Delilik Çağı'dır. Sabahın Efendisi, Tamryln Yüzüğü'nün sahibi ve Hizmetkârlar Arasında Birinci Lews Therin Telamon, namı diğer "Ejder" bir çılgınlığa kapılır ve kanından gelen herkesi öldürür. Dünyayı kırar. Bu olayın sonunda "Kardeşkatili" lakabını alır.

Yedi çubuklu bir tekerlektir Zaman ve her çubuk bir Çağ'dır. Ve Deliler Çağından üç bin yıl sonra; Üçüncü Çağ'da Rand al'Thor adında bir genç yaşar. Rand, Emond Meydanı'ndan gelmiştir İki Nehir'e ve babası ile yaşayan bir gençtir. Rand'ın babası Tam bir çiftçidir ve genç yaşta asker olmak için köyünden ayrılıp sonra yanında eşi ve oğlu ile geri döner. Rand iki de arkadaşa sahiptir. Mat ve Perrin, İki Nehir'lidir. Perrin demirci çırağı, Mat ise çiftçidir. Kendi hallerinde yaşarken başlarına geleceklerden ve kaderlerinden habersizlerdir.

Her yıl köylerinde düzenlenen Bel Tine adındaki festivale bu kez farklı olarak bir Âşık ile bir hanımefendi de gelir. Gelen hanımefendi, geçmişte dinledikleri öykülerde anlatılan kadınlara benzemektedir. Yanında koruyucusu ile gelmiştir soylu hanım. Tabi herkes gibi Rand ve arkadaşlarının da ilgisini çekerler. Tam bu sırada Karanlık Varlık'ın yaratıkları olan Trolloc'lar köye saldırır. Saldırının sonuçları olacağı kadar bir de merakla okuyacağınız bir nedeni vardır. İşte nedenden burada bahsetmeyeceğim. :)

Fantastik Edebiyat seven herkesin alışık olacağı farklı karakter isimlerine ve simgelerine sahip Zaman Çarkı serisi. Karakterlerin en önemlilerinden de hem her kitabın en arkasındaki sözlükte bahsediliyor hem de ben bir not çıkardım bunlar için. İncelemenin sonunda bulacaksınız bu notu.

Gelişen olaylar sonrası, Rand al'Thor ve arkadaşları bir Aes Sedai'nin (Tek Güç kullanan kadına verilen ad) peşinden giderek kaderlerini aramaya başlarlar. Onlar hem sıradan birer genç hem de acı tecrübeler yaşayacak bir gruptur. Peşlerinde, rüyalarında, hayallerinde her yerde Karanlık Varlık ile savaş vardır.

Bu savaş kazanılacak mıdır?
Ejder Kehanetleri gerçekleşecek ve Dünyayı Kıran yeniden doğacak mıdır?
Gölge'ye karşı Son Savaş verilecek midir?
Aes Sedailere güvenen genç kahramanlarımızı neler beklemektedir?

On dört kitaplık bu serüvenin henüz üçüncü kitabını okuyorum ben. Ve bence heyecanlı, keyifli bir serüven oluyor. Evet kitaplar uzun olabilir ancak öyle hızlı ilerliyor ki sayfaların nasıl çevrildiğini anlamayacaksınız.
Yukarıda da belirttiğim gibi, sözlük kullanırken zorlanacaklara benim açımdan önemli karakterler ve kelimelerden kısaca hazırladığım notu bırakacağım.
Bir de serinin okuma sırasını da ekliyorum yine.
Umarım okur ve siz de beğenirsiniz. Tavsiyemdir. :)

https://hizliresim.com/8ITi5c
https://hizliresim.com/oHBiGN
https://hizliresim.com/16s8Ho
224 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Hikaye ve karakterler oldukça iyi. Mitolojik ve gerçek zamanların kurgulandığı olaylar merak uyandırıcı ve sürükleyici. Ancak dipnotlar ve anlatıcının tarzı sizi biraz yoruyor ve akıcılıktan koparıyor. Bu nedenle Stilistik yönden oldukça zayıf kalıyor. Mitolojik hikayeler seviyorsanız tavsiye olunur...

İyi okumalar
1064 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
14 kitaplık serinin finali! Efsane Zaman Çarkı serisini okumaya 8 Nisan 2020'de başladım ben ve ilk kitap bitince inceleme de yapmıştım. Şuradan ulaşabilirsiniz;
#70030885
Ve sonra okudukça okudum. Zaman Çarkı dönmeye devam etti, aylar gelip geçti, mevsimler değişti yılın bence en güzel ayında başladığım seriyi 2020 bitmeden tamamladım. Toplamda 12.345 sayfa okudu bu gözler. Sayamayacağım kadar çok saat, bu bölümü de okuyup söz kapatacağım dediğim onlarca an kaldı geriye...

Final kitabına gelince bir tuhaf oldum önce. Beklentilerim çoktu çünkü. E kolay değil aylarca okuduğum serinin sonu geldi, ilmek ilmek ördüm gözlerimle :)
Ben Işığın Anısı'nı değil seriyi genel olarak incelemenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Öyle yapacağım o yüzden.
Okuyan ve okuyacak herkesin beklentisi o Son Savaş hepimizi tatmin edecek nitelikteydi. Seri kahramanlarından alıntı ile "Enfes" bir Son Savaş ve unutulmaz bir final okudum ben. Işık, Karanlık, Aes Sedailar her şey hepsi mükemmeldi.

Şimdi karakterlerin sona giden yolundan bahsedelim biraz. Onlar üç arkadaş, kaderleri bir dokudular Çark'ı.
Rand, onun için ne söylesem az. Sahnelerini okurken sanki bitmesini istemediğim bir an yaşıyormuşum hissi hiç eksilmedi benden. Karanlık ile olan mücadelesini, liderlikte başarıya giden uzun yolunu, tavırlarını çok sevdim. Teslim olup olmayacağını hiç düşünmedim bile, şüphe etmedim Yenidendoğan Ejder'imizden. Güçü kullanışını, deseni bağlayışını, insanlığa verdiği umudu hiç unutmayacağım...

Matrim, Mat, Mat'imiz... Birçok okuyucuya göre serinin favorisi, uçarı, şakacı, gönülsüz maceraperest o. Hep kaçtığı o maceraya, Son Savaş ile atılıp içindeki kahramanlık ruhunu herkese bir sefer daha kanıtladı Mat'imiz. Seride, bölümü her geldiğinde beni gülümseten, ne yapacağı belli olmayan Mat'i özleyeceğim.

Ve işte tüm o seriyi bana en çok sevdiren, benim favori karakterime geldi sıra. Perrin Aybara! Genç Boğa'mız, altın gözlü kurt kardeşimiz O. Demirci olarak başladığı macerayı, bence efsane olarak bitirdi Perrin. Kurtlarla kurduğu zihinsel iletişimle, nazikliği ve sabrı ile taht kurdu gönlüme. Hep kahramanım olacak Perrin Aybara benim.

Bir de serinin kadınları var tabi. Onlar'ın gelişimi beni hiç şaşırtmadı. Erkek egemen bir seri olmaması beni hep daha çok etkiledi Zaman Çarkı'nın. Aes Sedai tayfa ile yıldızım pek barışmasa da seriyi efsaneleştiren kadınlar hep hafızamda olacak...

Son birkaç söz daha yazıp seri ile ilgili notlarımı da inceleme bitimine ekleyeceğim. Belki okuyanların, okuyacak olanların işine yarar bu uzun yolculukta.
Yazarımız Robert Jordan, harika bir iş çıkarmış. Her cümlesi, verdiği ayrıntılar ve betimlemeleri ile efsaneleşmiş Jordan. Seriyi 12. kitapta devralan Brandon Sanderson var bir de... Onun yazdıklarını, Jordan kadar sevip sevmeyeceğimi bilemiyordum başta. Ama sevdim hem de çok sevdim. Hızla okudum, devraldığı zorluğun altından mükemmel derecede kalktığını görmek beni çok mutlu etti. Hatta seri ile ilgili fikirlerinin de olduğu bir röportaj yapmış Patrick Rothfuss ile. (Kralkatili serisini bilenler Rothfuss'a sinirlenmeye başladı bile :D) Röportajı da hemen aşağı ekliyorum;
https://kayiprihtim.com/...sanderson-roportaji/

Her biri birbirinden güzel, her karakterin daha fazla okunası kıldığı bu harika seriyi hepinize tavsiye ediyorum dostlarım. Sizi içine çekecek, sayfalar ilerleyecek, günler geçecek, Zaman Çarkı dönecek ve kaygı ile başladığınız uzun okuma serüveninizi buruk bir sevinçle bitireceksiniz. Işık hep var olsun!

https://hizliresim.com/vSzxDK
https://hizliresim.com/7RvGkD
https://hizliresim.com/KPuD4D
https://hizliresim.com/bSVIbQ
https://hizliresim.com/P7nF97
https://hizliresim.com/PUC7ok
https://hizliresim.com/YxTobS
https://hizliresim.com/C0KLyi
https://hizliresim.com/MryYiu
https://hizliresim.com/pyVqr5
https://hizliresim.com/mldApS
144 syf.
·8/10 puan
“… İnsanlar kitabı okumaya başladığında öğrendim ki, çocuklara macera yaşatan, yetişkinlere ise kâbuslar gördüren bir hikâyeymiş bu. Koralin, şimdiye kadar yazdığım en tuhaf, zamanımı en çok alan kitap ve en fazla gurur duyduklarımdan biri…”
-Neil Gaiman-

Neil Gaiman’ın ikinci çocuk kitabı.
Konusu gereği ilginç ve akıcı bir kitaptı. Kısa zamanda kendini okutuyor zaten. Çocuklara yönelik olsa da pek çocuklar için içerik barındırdığını söyleyemem. Çocuklar için gerilimli ve ürkütücü. Yine de okumadıysanız ve de Neil Gaiman ile tanışmadıysanız başlangıç için bu iyi bir kitap olabilir.
Ayrıca filmini de izlemeniz mümkün.
144 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Hadi gelin biraz masallar, büyülü gerçekçilik akımı ve bir hikayeyi muhteşem kılan unsurlar hakkında konuşalım. Bir yazarın, anlatmak istediği düşünceyi nasıl usta satırların ardına gizleyebileceğinden bahsedelim. Karakter yaratmaktan konuşalım mesela; kurgusal, yalnızca zihin ürünü isimler okuyucuya nasıl sevdirilir, bulundukları mekanlar nasıl hikayeye hizmet eden birer silaha dönüştürülür? Bir metin, insanın kalbine nasıl dokunabilir?

Ya da tüm bunları uzun uzun anlatmak yerine, Neil Gaiman diyelim geçsin...

Koralin, artık bir edebi akım değil edebi tür haline gelmiş büyülü gerçekçilik türünde bir Neil Gaiman masalı. Her açıdan harika, pek çok açıdan kusursuz ve birkaç yönden türünün en iyisi bir şaheser.

Koralin, ailesiyle yeni taşındığı evi ve evin çevresini keşfetmeye çalışan küçük bir kızdır. Sıra dışı komşular, bahçedeki gizemli kuyu, üst katı mesken tutan fareler ve ardında, örülü bir duvardan başka bir şey olmayan, annesinin sürekli kilitli tutmak istediği o kapı. Küçük kız bir gün annesi dışardayken merakına yenik düşerek anahtarı kapıp kilitli kapıyı açar ve ardındaki duvarın yerinde yeller estiğini görür. Kapkaranlık tünele adım atar ve tünelin sonunda kendini tekrar evinde bulur. Fakat bazı şeyler değişmiştir. Örneğin, kendilerini Koralin’in yeni anne babası olarak tanıtan ve gözlerine düğmeler dikilmiş kişiler gibi... Koralin, hem bu pek de farklı olmayan sıra dışı dünyada ipuçları arayacak hem de sevdiklerini kurtarmak için planlar yapmak zorunda kalacaktır.

Kitap, bir nesneye ya da duyguya saplantılı şekilde bağlı olmayı, aşırı aidiyet duygusunu eleştiriyor ve bunu da çok başarılı bir kurguyla yapıyor. Başta sona yaratıcı, farklı ve eğlenceli. Hayal gücünü okşayan ılık bir rüzgar gibi...

Herkese öneririm.
346 syf.
·4 günde·10/10 puan
Níniel ile Túrin : Húrin'in Bahtsız Çocukları... Ziyan olmuş gençlikler, heder olmuş yaşamlar, telef olmuş değerler ile duygular ve en beterinden bir felaket ile yok olmuş bir aile. Bünyesinde çokça acıyı, ayrılığı, ölümü bulunduran Silmarillion tarihinin, en elem yüklü olayıdır bana göre bu hikayede anlatılanlar. Büyük Çocuklar  olarak bilinen Elflerin üç kabilesinin liderlerinden biri olan Finwë'nin, Miriel'den doğma oğlu Fëanor tarafından Valinor ağaçlarının ışığını içinde bulunduran Silmarillerin yapılması ile başlamış olan Silmaril tarihinin Küçük Çocuklar olarak bilinen İnsanlar'ın üçüncü hanedandan kralı Húrin'in biri kız öteki erkek iki çocuğunun ve eşiyle birlikte kendisinin kötü yazgısını  anlatan bir hikayedir kendisi. Birbirlerini sadece ismi ve cismi olarak tanıyan, daha önce hiç karşılaşmamış, kendilerini bir kere olsun görmemiş bu iki kardeşin, Arda'daki bütün iyiliklerin ve güzelliklerin düşmanı olan Morgoth'un sırf tüm yaşamlara hakim olma arzusu ve yeryüzünün hiçbir köşesinde ona kul olmayan birinin kalmamasına herkesin önünde secde etmesine olan isteği üzerine; kendisini küçümseyen ve aşağılayan Sonsuz Gözyaşı Savaşı sonucunda esir tutulan Húrin tarafından hiç sayılmayı kendine yedirememiş, ona ve ailesine öyle bir lânette bulunmuş ki bu iki kardeşin kaderin cilveli bir oyunu ile karşılaşıp, birbirlerine aşık olup, nikah düşmediği halde evlenmeleri ve sonucunda birlikte olmalarına sebep olmuştur ve ben dahil tüm Orta Dünya'nın hür halklarının üzerine lanetler saçmasına da sebep olmuştur ama bu hiçbir yerde yazılmaz.

Yukarıda bahsettiğim Silmarillion kitabının ve Beleriand türkülerinin en uzunu Húrin'in Çocuklarının Hikayesi, feleğin dönüp dolaşıp en kötü hali ile kendisini vurduğu, bahtı kara Turambar Túrin'in yörüngesinde dönüyor ve bize girdiği her ortama istemsiz getirdiği uğursuzluğunu, oturduğu her sofrada yarattığı huzursuzluğunu ve güzeli niteleyen bir lafı ile kötünün beterlerine sebep olduğunu, en sonuna kadar hep etrafında dolaşan ama son ana kadar kendisini değil de hep etrafindakileri ve sevdiklerini vuran ölümler ile hayatta kalma ve kaderine razı gelmeme mücadelesini anlatıyor. Genç yaşta kardeşini ve babasını kaybetmek, annesi tarafından daha önce benzerlerine rastlanmadığı bambaşka bir ırkın topraklarına gönderilmek, oradan edindiği yakın arkadaşını yanlışlıkla öldürmek, yer yer haydutların yer yer ormancıların içinde avari avari dolaşmak... Belki de Tolkien'in duyguyu ve iç yaşantıyı diğerlerine göre daha fazla dozda verdiği bu karakterin yaşadıklarına , sırf bu yüzden diğer Orta Dünya felaketlerine oranla daha fazla üzüldüm bilmiyorum ama genel anlamda sarsıntılara sebep veren bir kitap oldu benim için.

Tolkien, biçemini diğer fantazi yazarlarına nazaran en çok beğendiğim yazar ve bu kitapta ayrıca beğendiğim yüksek biçem olarak adlandırabileceğim kısımlar fazlasıyla oldu. O kadar farklı ki, sanki tüm bunlar gerçek ve biz kendi mitolojimizi okuyoruz gibime geldi her seferinde. Ustaca kullandığı kelimeler ve zihnindeki olayları aktarma şekli dahil olmak üzere birçok ayrıntı ile. Şunu da belirtmek istiyorum ki Tolkien eğer bu diğerlerine nazaran gerçeklik payı olabilecek öyküye benzer daha fazla öykü yazsaydı eminim sadece fantastik edebiyatın kralı değil daha geniş dallarda kendine ilk sıralarda yer bulurdu biz de bu efsanenin dünyasına daha fazla dalabilecek istasyon şansı edinirdik... Her neyse, haksızlığa uğramış, kan lekeli, kadersizliğin kölesi olan kaderin efendisi Turambar Túrin ve kız kardeşi güzeller içindeki Niënor Níniel'in bende hikayesi böyleydi.
Güzel kaderler dileği ile ...


#44591017
#44523888
720 syf.
·35 günde·4/10 puan
Sanırım bazı kitaplarımı okumadan, okuma sıramda beklerken daha çok seviyorum.

Okuduğum romanların içinde ve yazarların içinde en büyük hayal kırıklığı benim için Neil Gaiman ve kitap olarak da Amerikan Tanrıları’dır. Amerikan Tanrıları için geçtiğimiz ocak ayına kadar sadece bir tek bu siteden bir arkadaşın Youtube kanalında olumsuz yorum almış ama buna rağmen kitaptan olan beklentimi hiçbir şekilde azaltmamış yine de bu orijinal konuya, bu çok fanının olduğu kitaba gelen bu övgülerin ve verilen bu ödüllerin boş yere olmayacağını düşünmüştüm. Ama gelin görün ki bana göre bu kitap haksız bir üne kavuşmuş bir eser. Kitapta kesinlikle bir şeyler eksik, bir şekilde kitabın içine girilemiyor, okur ile kitap arasında istenilen bağ kurulamıyor. Sadece ve sadece konusu çok güzel ama konu da bir, olmadı iki cümle ile rahatlıkla açıklanabilecek bir konu. Gaiman bana göre yutamayacağı lokmayı ısırıp çiğnemeye çalışmış, çiğnemiş çiğnemiş ama yutmayı da başaramamış.

Kitap çok hızlı ve ilgi çekici bir şekilde başlıyor ve dediğim gibi de konu son derece orijinal ve farklı olmasından ötürü her şey çok iyi gidiyordu. Bu güzel giriş bölümünden sonra bana göre Gaiman kurguyu örüp işleme konusunda yetersiz kalmış. Önsözde yazıldığı gibi kitap aslında kırpılmış ama keşke ortalama 300 sayfa daha kırpılsaymış diye düşünüyorum. Çok fazla gereksiz, olmasa da olur tarzında bölümler mevcut. Tamamen kitap ile alakasız gündelik olaylara fazlası ile yer verilmesi kitabın okunabilirliğini iyice etkiliyor. Öyle bir hal alıyor ki artık okuyorum ama neyi okuyorum durumuna gelmiştim. Kitabı çok fazla sevmeye uğraştım ama artık sevecek hiçbir unsur bulamıyor aksine sayfalar zoraki de olsa çevrildikse kitaptan daha çok soğumaya başladım. Bu kitabı okuyanlar sanırım ikiye ayrılıyor: sevenler ve nefret edenler. Sevenler de bana göre ikiye ayrılabilir: gerçek manada sevenler ve sevmeyip popülerliğe ayak uydurmak için sevmiş gibi görünenler. Birçok forum sitesinde kitabı çok sevenlerin olduğu kadar işi abartıp “kutsal kitap” diyenler de var ve bir o kadar da benimle aynı görüşe sahip olup, kitabın kopuk olduğunu belirtip sadece konunun güzel olduğunu savunanlar, tamamen hayal kırıklığı olduğunu belirtenler de var.

Kitap hep kendini fantastik kategorisinde gösteriyor. Evet fazlası ile içinde fantastik öğeler var ama maalesef benim beğendiğim tarzdaki epik fantezi türüne girmiyor; yani bir Yüzüklerin Efendisi, Buz ve Ateşin Şarkısı, Gedik Savaşları ya da Zaman Çarkı tarzı değil kesinlikle hatta fantastik kitaplar genelde olay kitabı olurlarken sanırım Amerikan Tanrıları biraz durum kitabı oluyor. Bu şekilde de olunca ve gerçek manada fantastik olarak beklenti içine girilince kitabı okumak daha da zor oluyor.

Kitap içinde belli bir sayfadan sonra okuduğumuz karakterlerin aslında farklı farklı mitolojilere göre tanrı olduğunu ben şahsen kitabı okurken hiç anlayamadım. Dediğim gibi kitabı okurken oluşan o kopukluk sayesinde okuduklarımı değil tanrı, normal bir karakter hatta gereksiz bir karakter gibi okudum.

Okuduğum kitaplar içinde ilk bu kitabı okurken farklı bir şey yaptım daha doğrusu yapmak zorunda kaldım. Kitabı okurken 2 kere yarım bırakmayı düşünmüş ama pek katılanı kalmadıysa da düzenlediğimiz bir etkinlik olduğu için tahmini 5 – 10 dakika sonra tekrardan okumaya karar verdim ve en sonunda da 3. Kez kitabı tamamen yarım bıraktım. Kitabı yarım bırakmamdaki en büyük etkenlerden biri de kesinlikle çeviri. Herkes Zaman Çarkı serisinden dolayı Niran Elçi çevilerini beğenir ama ben şahsen Niran Elçi çevirisi görünce korkuyorum. Yaptığı çevirilerde, kurduğu cümlelerde sanki çevriyi yaptıktan sonra kelimelerin yerini değiştirip cümleleri daha bir alengirli yapmaya çalışıyor gibi bir hava sezinliyorum. Kendini yavaş okutan, anlamak için daha fazla düşünme ihtiyacı hissettiğim cümleler ile dolu geliyor bana Elçi’nin çevirileri. Sayın Elçi bana göre bol betimlemeli olan Zaman Çarkı’nı bile okuması zor bir seri yapmıştır. Okuduğum bir başka habere göre de “The Malazan Book Of The Fallen” çevirisini de Niran Elçi yapacakmış. Umarım yapmaz, umarım yalan haberdir. Bu efsane seride Niran Elçi adını görmek istemiyorum. Her neyse çeviriye rağmen kitabı elimde süründürerek okurken kitabı en sonunda yarım bıraktım ve 2 gün sonra da İnkılap Kitabevi’nden çıkan baskısını birçok fantastik ve bilim kurgu kitaplarının çevirmenliğini yapan Ferhan ERTÜRK çevirisi ile kaldığım yerden okumaya karar verdim ve başladım. Bu kötü kitabı en azından Elçi çevirisine göre daha güzel çeviri ile bu şekilde bitirebildim. Kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi Niran Elçi çevirisine göre daha güzel, daha kolay ve okuması daha da keyifli. Yazar tarafından kısaltılmış olan bu versiyonu, bu çeviri ile okusam kitabı yine beğenmez ama yarım bırakma ihtiyacı hisseder miydim bilmiyorum. İki farklı çeviriden sizlere de örnek vermem gerekirse şu şekilde iki tane kısa paragraf paylaşabilirim.


-- İthaki Yayınları Niran Elçi Çevirisi, bölüm 17, sayfa 558: --
“Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğusundaki en önemli yer, Georgia, Tennessee ve daha yukarıdaki Kentucky’nin her yerinde, yüzlerce eski ahır çatısında tanıtılmaktadır. Sürücü ormandan geçen dolambaçlı yolda çürümeye yüz tutmuş kırmızı bir ahıra denk gelir ve çatışına boyayla şu sözlerin yazıldığını görür.

KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI”



-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk Çevirisi, bölüm 17, sayfa 452 --
"Güney-Doğu Birleşik Devletleri’nin en önemli yerinin reklamı Georgia, Tenessee ve Kentucky’ye kadar yüzlerce eskimiş ahır çatısında yapılır. Bir şoför, bir ormanın içindeki kıvrılarak ilerleyen yolda çürüyen, kırmızı bir ahırdan geçecek ve çatısında
KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI
yazısını ve …”

Bir başka örnek vermem gerekirse:

-- İthaki Yayınları Niran Elçi çevirisi, bölüm 17, sayfa 559: --
“Çünkü Lookout Dağı’nı kim kontrol ediyorsa, toprakları da o kontrol ederdi: efsane böyle diyordu. Orası, ne de olsa, kutsal bir yerdi hem de yüksekti. İç Savaş sırasında, Eyaletler Arası Savaş’ta, orada bir çatışma yaşanmıştı.”


-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk çevirisi, bölüm 17, sayfa 454 --
“Lookout Dağı’nı kim kontrol altında tutarsa ülkeyi de kontrolü altında tuttu; efsane böyleydi. Her şeyden önce burası kutsal bir mevkii ve yüksek bir yerdi. İç Savaş’ta, Eyaletler Arası Savaş’ta burada bir çarpışma oldu:”

Sizler ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana göre kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi daha sade, daha güzel ve okunması da haliyle daha kolay. Gaiman’ın bu kötü yazım tarzı bu kötü çeviri ile birleşince 10 üstünden 5 puanı hak eden bir kitap oldu bana göre. 5 puanı neden kırdığımı da açıklamam gerekirse: bir kitabı beğendiğim kitaplara eklemiyorsam o kitap zaten 10 puanlık değil 9 puanlık bir kitaptır. Bir kitabın içine girmekte zorlandıysam 1 puan daha kırılır ve 8 puan olur. Kitap kendi içinde kopuk bir şekilde ilerliyorsa ve tam manası ile bölüm aralarında bağlantıda bana göre sorun oluyorsa 1 puan daha kırılır ve 7 puana düşer. Kitap bu sebeplerden ötürü elimde sürünüyorsa ve başka kitapları okumama engel olacak şekilde elimde süre geçirdiyse 1 puan daha kırılır ve 6 puan olur. Bu kitabın çevirisi de kötü ise 1 puan daha kırılır ve 10 üstünden 5 puan almayı hak eder; ama bu kadar olumsuz yönlerini yazdığım bir kitabı ben de şahsen sevmediğim için 1 puan da ben ekstradan kırarım ve 10 üstünden 4 puan almayı sonuna hak eder.

Sanırım Neil Gaiman kitaplarını artık içinde adımı ve soyadımı yazmadığı sürece okumayı düşünmüyorum.
346 syf.
·4 günde
————————————————————————
İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 15
————————————————————————

Affınıza sığınarak bu kitabın ismini; "Asil Húrin'in Cünüp Çocukları" olarak değiştirmek istiyorum. Demek ki neymiş, armut bazen dibine düşmüyormuş. Neden? Çünkü öyle de ondan...

Şimdi hacı abiler, bu kitapta anlatılan olaylar, daha Yüzük Savaşı filan başlamadan çok önce, daha Ayrıkvadili Elrond Yarımelf portakalda vitaminken oluyor. Sillmarillion'u okuyanlar bilir (okumayanlar da bilebilir çünkü ben okumadım) İlk Çağın Yüksek Elfleri ve Yüksek İnsanları birleşip Morgoth'a savaş açarlar. (La oğlum siz hayırdır, yürek mi yediniz, demiyor kimse...) Bu arada, Morgoth namı diğer Melkor, gerçek Karanlıklar Efendisi olur. Sauron hep hikâye, fasa fiso... Varın siz düşünün gayrı... Tabii bu ilk elfler ile insanlar da bayağı bir güçlü hani.. Diyecek laf yok... Elrond ile Aragorn filan Fingolfin'in Húrin'in yanında bebe sayılırlar... Öyle düşünün...

Húrin dediğimiz adam, bu Sayısız Gözyaşı Savaşı'nda Morgoth'a esir düşer. (Ne sandınız la? Tabii elfler, insanlar ve cücelerin çoğu geberdi gitti. Bunun için Sayısız Gözyaşı Savaşı diyorlar.) Abi adam esir düşmesine rağmen Morgoth'a bile eyvallah çekmedi ya la? Var sen düşün asaleti... Morgoth'a kafa tutmak ne oğlum? Biz Sauron ile karşılaşmayalım diye zibilyon kere dua edelim İlluvatar'a, herif Sauron'un yüzlerce kez daha güçlüsüne dikleniyor. Morgoth la bu... Kötü filan ama o da bir Vala en nihayetinde... Beddua ediyor Asil Húrin'e... Şunun gibi şeyler diyor: https://youtu.be/zyAdAaWzsmI (Húrin'in karşısında Morgoth temsili )

Gelelim Cünüp Çocuklarına... Morgoth'un bedduasından mıdır, lanetinden midir nedir bilinmez, işleri hiç rast gitmez. Babası geri dönmeyince anası Túrin'i Doriath'a elflerin yanına gönderir. Babasının da rızası bu yöndeydi. Neyse ki Kral Thingol Túrin'i yanına alır. Korur kollar, büyütür. Evlatlığı olarak herkes insan olmasına rağmen Túrin'e saygı duyar. Hak eder de hani namıssız. Çünkü Túrin cesurdur, gözü pektir, korkmaz ve yılmaz. Güçlü, boylu poslu, yakışıklı, kaslı, karizmatik... Bi vurdu muydu orklar vs hep kaçardı. Doriath'ta dahi onunla boy ölçüşebilecek kadar güçlü elf yoktu. Ki bunlar ilk çağların en güçlü elflerindendirler. Varın siz düşünün gücünü kuvvetini.. Ne var ki tüm bunların yanı sıra Túrin hiç nasihat dinlemezdi. Biri ona, "La oğlum bak bu gittiğin yol, yol değil. Gel vazgeç" dese, o yine bildiğini okurdu. Sonra al başına belayı. Kaderin cilvesi ve onun gücü ile beladan kurtulur, tekrar hataya düşecekken akıl sahibi biri çıkıp, "Yapma" dese de, o yine yapar ve yine felaketleri çağırırdı. İşin boktan yanı ise kendine bir şey olmazken yanındakiler hep ölüyor, türlü türlü felaketlere uğruyordu. Hangi şehre gitse şehir yıkılıyor, kime selam dese iki dakika sonra geberip gidiyordu. İşte Túrin de cesur olmasına cesur da ama cünüp müydü yoksa Morgoth'un laneti mi tuttu bilinmez hep felaket getirdi kendiyle beraber. Tabii bu Túrin için tek değil, kızkardeşi için de geçerliydi. Annesi için de... Hep felaket ve yıkım peşlerinde oldu..

Bütün bu aptallığına rağmen Túrin tüm Orta Dünya arasında sevgi, merhamet ve özellikle de acıma duygusu ile anıldı. Çünkü cesareti ile nice büyük felaketler engelledi, nice kötülüklerin önüne set oldu. Kötülük de getirdi gittiği yere, çünkü onda ışık kadar karanlık da vardı. Ama ondaki kötülük, karanlık hep üstünde dolanıyordu. Ta ki sonuna kadar... Bu karanlık onda doğumdan ölüme dek sürecekti ve sürdü de...

İşte bu kitapta da Tolkien Oğul, Tolkien Baba'nın yazdıklarını derlemiş, toplamış ve bize sunmuştur. Ne yaptın be Tolkien Baba demedim değil. Ne düşüneceğimi bir kenara bıraktım ve Húrin ve soyu hakkında ne hissedeceğimi dahi bilemiyorum. İyi ve kötü öylesine bir bütünlük kazanmış ki... En iyisi okuyup kendiniz karar verin.

Orta Dünya sevenlerine bir şey demiyorum zaten. Okumalılar... Bilmeliler. Yoksa eksik kalırlar... Ama fantastik edebiyatı seven herkes de okuyabilir. Hatta özellikle lise dönemi bebeler sevebilir. Hayran olabilir. Karmaşık işte... Okuyun. Okuyun ve siz karar verin. Saygı ve sevgi ile mi anmalı Húrin soyunu yoksa merhamet ve acıma duygusu ile mi? Yoksa her ikisi birden mi?...

Yazarın biyografisi

Adı:
Niran Elçi
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
Rize, Türkiye, 1971
1971’de Rize’de doğan Niran Elçi, 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1992 yılında mezun oldu. Uzun yıllar özel sektörde yönetici olarak çalıştı. İngilizce’den Türkçe’ye pek çok kitap çeviren Elçi, kızıyla birlikte İstanbul’da yaşıyor. Yazarın son kitabı, Adamı Zorla Cadı Yaparlar (2011).

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 17,9bin okur okudu.
  • 567 okur okuyor.
  • 11,6bin okur okuyacak.
  • 351 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları