jodi picoult’nun “yok kardeşim ciğer miğer bırakmıycam sizde” temalı romanlarından biri daha. bir romanda kaçındığım ne varsa olan bir kurgu yine ama duramıyorum da. öyle ilgi çekici ve akıcı.
kızkardeşim için, kanser olan küçük kızlarını kurtarmak için bir donör yaratmak üzere harekete geçen ebeveynlerin dünyaya getirdiği anna’nın varlık savaşını anlatıyor. kordon kanından başlayarak seneler boyu her ânı ablasına hayat vermek için ve tamamen ona bağlı yaşayan anna, “artık bunun içinde olmak istemiyorum, bir hayatım olsun istiyorum” diyerek başladığı mücadelesi boyunca, okura onlarca soru sorduruyor, empati yapmaya bile dayanamıyorsunuz bazen. öyle çetrefilli bir konu.
amerika’nın gündemlerinden biri olduğunu bilmiyordum “özel tasarım bebekler”in. düşününce mantıklı ama etik/ahlak nerede başlayıp nerede bitiyor, gerçek hayat politik doğruculukla kıyaslanabilir mi.. bu sorular çok farklı doğrultulara savuruyor insanı.
kitabı hem çok ilginç, hem de başlatacağı potansiyel tartışmalar için kıymetli buldum. yazarın her bölümü karakterlerden birinin gözünden yazması ise en sevdiğim tarz belki de. ama eleştirdiğim şeyler de yok değil;
ilki yayıneviyle ilgili. ne yazık ki ne çeviriyi başarılı buldum ne de editoryel dokunuşları. kötü ya da hatalı değil ama baştansavma ve yavan geldi. örneğin şu karakterlerin adına gelen ekleri türkçe okunacağı gibi ekleme olayı 60’larda kaldı sanıyordum. (dr. chance’ye/kate’nin/nate’yle vb)
buna ek olarak kimi yerlerde hiç gereği yokken konuşma dili kullanılırken (yapmıycam, di mi vb) aynı karakterin benzer konuşmalarında yazı dili sürüyor. bunlar okur için dikkat dağıtıcı.
*spoiler’ımsı*
diğeri de kitabın sonuyla ilgili ama elbette bunu burada tartışmayacağım. ben kolaycı buldum diyebilirim ancak.
*spoiler’ımsı bitti*
eleştirilerime karşın okumaktan keyif aldığım bu kitapta emeği geçen herkesin eline, gözüne sağlık.
bu arada kitabın filme aktarıldığını ve cameron diaz, alec baldwin gibi oyuncuların başrollerini oynadığı notunu da düşeyim.
.