maggie o’farrel’ın türkçeye çevrilmiş birkaç kitabı olsa da benim yazarla ilk tanışmam “ben ben / ölümle on yedi karşılaşma” ile oldu. bir anı kitabı olduğunu bilmeden aldım, bu türde alışılmışın dışında bir örnek olması açısından akılda kalıcı. ancak kurgu olmadığını bilseydim bu kitapla başlamayı tercih etmezdim. eserlerini beğendiğim yazarların anı ya da otobiyografisini sonradan okumak bana daha iyi geliyor.
bu kitapta adından da anlaşılacağı üzere yazarın ölümle burun buruna geldiği on yedi anısı var. kimisi çok basit gündelik anılarken bazıları öyle çarpıcı ki okurken zorlandığım oldu. bunlar hepimizin yanıbaşında duran tehlikelere karşı farkındalığınızı yükseltiyor, düşündürüyor.
duygusal zorluklar, hayatı etkileyen hastalıklar, bir çocuğun hastalığı ve düşük vb türünden pek çok olayı okurken yazar çok dramatize etmese de ister istemez etkileniyorsunuz.
ben bu kitabı travmatik deneyimleri paylaşan ve paylaştıkça iyileşen birini dinler gibi okudum. kitap biraz yazarın kendisi için yazdığı bir anlatı gibi. bu nedenle okuması kolay olmasa da anlamlıydı benim için.
baskı öncesi hazırlıklar tertemiz, çevirisi güzel. domingo’nun bu tutarlı kalitesine de buradan teşekkür etmek lazım.