Guardian'in ifadesi bu! Ve bence az bile kalmış bir ifade. Asla asla unutmayacağım bir eser. Tüyleriniz diken diken, gözleriniz dolu dolu okuyacağınız, her anında nefesinizi tutacağınız bir baş yapıt.
Kitabın konusunu yazar yine kendi kitabında şöyle özetliyor;
《Annem demliği masaya taşırken bu aralar ne yazdığımı sorunca, ağzımdaki suyu yutup yalnızca ölüme yakın deneyimler yoluyla anlatılan bir yaşamöyküsü üstünde çalıştığı mı söylüyorum.
Bir an susup çaydanlığın kılıfını, sütlüğü, fincan saplarını düzeltiyor. "Kendi hayatını mı?" diye soruyor.
"Evet," derken biraz tedirginim. Buna ne tepki vereceğini bilemiyorum. "Yani... yalnızca... bir hayattan kısa kısa parçalar. Bir dizi an. Bazı bölümler uzun olacak. Bazıları çok kısa olabilir."》
(S.132)
Yazar aslında başından geçen ölümle 17 karşılaşmayı anlatıyor. İlk hikayeden (Issız bir patikada bir seri katille karşılaşma) son hikayeye kadar (Hastalığı ölümcül olabilecek bir çocukla birlikte yaşamak.) muhteşemdi. Beni hangi hikayenin daha çok etkilediğini anlatamam çünkü her hikayeye ayrı bir parçamı bıraktım.
Birini ilk hikâyedeki ölümü teğet geçemeyen o kızda,
Birini yazarın on altı yaşındayken peşinden atlayan o çocukta,
Birini hastene köşesinde doğum yaparken öleceğini düşünen o genç kadında bıraktım,
Vee en büyük parçamı sonda o kadar acı çeken o küçük bebekte bıraktım.
《Böyle bir hastalığın olabileceğine, bunun normal bulunabileceğine inanamıyordum. Ne halt edeceğim ben, diye haykırmak istiyordum duvarlara, halılara, koltuklara. Bir yerlere şikâyette bulunmak, itirazımı bildirmek istiyordum. Sık sık kucağımda bebekle sokağa fırlamak, yoldan geçenleri durdurup kızımı göstermek ve bakın, gördünüz mü, demek geliyordu içimden. Böyle bir şey gördünüz mü hiç? Ne yapmam gerektiğini biliyor musunuz? Ona yardım edebilir