Oktay: Aha, bir zamanlar senin giysilerini tanırdım. Şahsını tanımıyorum. Artık kimseyi de giysileriyle tanımak istemiyorum.
Haspolat: Oktay! Bu senin aziz dostun, Samet bey!
Oktay: Aziz dostum mu? Tanımıyorum. İstersen soyun, sana giysilerin olmadan bakayım. Artık ben her bir şеyi çılpak
görmek istiyorum.
Oktay Eloğlu - Cafer Cabbarlı (1922)
Henüz türkçe çevirisi yapılmamış "Oktay Eloğlu" potansiyelini gerçekleştirememiş bir insanın usta bir portresi. İlk başlarda
Azerbaycanda bir tiyatro kültürü yaratmaya çalışıyor, kendi ailesini hice sayıp tüm malını mülkünü bu işe koyuyor. Ama insanlar, hatta kendi meslektaşları bile onu bir şaklabandan fazlası olarak görmüyordu. Bir tek Firengiz adında bir kadın ona gerçek bir şekilde hayran olur. Fakat Firengizin bu hayranlığı ve aşkı ihanetle sonuçlanır. Bu olaydan sonra umudu kalmayan oktay yıllarca ortadan kaybolur, bir evsiz, bir ayyaş hayatı yaşamaya başlar. Fakat tüm bu seneler boyunca tiyatronun parladığından ve kendisinin artık bir ünlü olduğundan haberi olmaz.
İlk kez okuduğumda yerli bir yazar olduğu için önyargılıydım tabii. Zaman geçti Emil Cioran'ın "Çürümenin Kitabı"nı okudum ve bana bunu hatırlattı. Bir de açıp okudum ve sonuç olarak bu sahne oyununu üç kez okumuş bulunuyorum. Bizim neden başarılı bir yazarımız yok derdim, meğersem başarılı olamayan şey kendi yazarlarına saygı duymayan halkımmış.
Giysi bizimle hiçlik arasına girer. Vücudunuza bir aynada bakın: Ölümlü olduğunuzu anlayacaksınız. Parmaklarınızı kaburga kemiklerinizin üzerinde bir mandoline dokunur gibi gezdirin: Mezara ne kadar yakın olduğunuzu göreceksiniz. Giyimli olduğumuz içindir ki ölümsüzlükle böbürleniriz: Bir kravat takıldığında nasıl ölünebilir? Giyinip süslenen ceset kendini iyi tanımamaktadır ve ebediyeti hayal ederek bunun yanılsamasını sahiplenmektedir. Et iskeleti örter, giysi eti örter: Tabiatın ve insanın ince kaçamakları, içgüdüsel ve itibari aldatmacalar: Bir beyefendi çamurdan ve tozdan yoğrulmuş olamazdı ... İtibar, saygıdeğerlik, kibarlık - çaresizlik karşısında bir sürü kaçış yolu. Bir şapka taktığınızda, ana karnında günler geçirdiğiniz ya da solucanların yağlarınızı tıka basa yiyecekleri kimin aklına gelir?
Emil Cioran - Çürümenin kitabı (1934) Emil Michel Cioran