Beynimden çıkan yanık kokuları eşliğinde yazıyorum bu incelemeyi :)
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 157. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2023 21:48
Öncelikle beni bu zorlu yolculuğa çıkaran, kayışları koparmama ve beynimin yanmasına sebep olan Burak Beyhatun arkadaşıma bir teşekkürü borç bilirim :) Ünlü Fransız yazar, filozof, eleştirmen Blanchot; az bilinen yazar olmasının yanı sıra hem filozofluk yönü, hem yazarlık yönü hem de eleştirmenlik yönüyle gerçekten çok üst düzey olan bir yazar. Bu eseri ise herhangi bir edebi türün altında sınıflandırılamayacak kadar oldukça farklı bir metin. Neden farklı peki? Okuru, okurken zorlayan zor metinlerde birkaç tane önemli durum vardır. Birincisi; çok sayıda anlatım tekniği kullandığı için( James Joyce eserleri gibi) okurlara zor olarak addedilen metinler. İkincisi de; içerik olarak zorluk. Bekleyiş ve Unutuş, tam olarak bu iki duruma da girebilen bir eser değil. Düşünceler deryası, arada anlatıcının kendi fikirlerine, aforizmavari düşüncelerinin de yer verildiği bir yoğun felsefi bir metinle karşı karşıyayız. Konu bütünlüğünü tam olarak sağlayamamama rağmen elimden de bırakamadım. Eser başlığında neyi anlattığını veriyor; bekleyiş ve unutuşu. Ama bunu nasıl anlatıyor? İşte en zorlayıcı kısım da bu. Peki bu eserde olay olarak ne var? Öncelikle, bir dış sesimiz var olayı bize anlatan( belki de yok!) Koridor benzeri dar bir otel odasındayız, masa başında oturan ve yazan bir erkek karakter(ismi yok), yatakta oturan bir kadın ve aralarında gerçekleşen diyaloglar. 1. bölüm bu şekilde, 'bekleme' üzerine düşünsel diyaloglarla geçiyor. Peki bu kadın ve erkek neyi bekliyorlar? Evliler mi? Kardeşler mi? Blanchot bize bununla ilgili hiçbir bilgi vermiyor. Neden birlikteler hiç bilmiyoruz ama benim sezgim ikisinin sevgili olduğu yönünde. Sadece karakterlerin bir şeyi beklediğini biliyoruz( Godot'yu Beklerken gibi ) 2. Bölüm olan Unutuş kısmında bekleyiş kavramı da söz konusu, ama neyi unutuyorlar bunu da bilmiyoruz. Belki birbirlerini, belki özbenliklerini.. İşin özeti inceleme okuyarak bilgi sahibi olunabilecek bir eser değil bu, mutlaka edinip okumanız gerek :) Kitap kadar karışık olan bu incelememi bir nebze anlaşılır olması adına bir alıntıyla sonlandırıyorum. Çünkü alıntı eklemeden, kelimelere dökülecek bir eser değil. "Unutuş, gizli kalan armağan. Unutuşu, gizlenen şey -gizli kalan armağan- ile uyum olarak buyur etmek. Ne biz unutuşa doğru gidiyoruz, ne de unutuş bize doğru ge­liyor, fakat birdenbire unutuş zaten hep buradaydı, ve unuttuğu­muzda, her şeyi zaten hep unutmuştuk: unutuşa doğru harekette, unutuşun hareketsizliğinin mevcudiyetiyle ilişki halindeyiz. Unutuş unutulanla ilişkidir; bu ilişki, ne ile ilişki içinde oldu­ ğunu gizleyerek, sırrın anlamını ve gücünü elinde tutar. Unutuşta, yolundan sapan ve unutuştan gelen bu sapma var, bu da unutuşun kendisi. * Daha sonra, her şeyi çoktan unutmuş olma ihtimaline karşı sakin ve ihtiyatlı bir şekilde uyandı. Bir kelimeyi unutarak, bu kelimede tüm kelimeleri unutarak."
Felsefe
Bekleyiş UnutuşMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 2018837 okunma
·
2 +1'leme
·
1.057 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kalemine sağlık Betül🌿 Blanchotta esas olan düşüncedir. Sözcüklerden önce, sesten önce, her şeyden önce düşünce. Birbirlerini unutmuyorlar, özbenliklerini unutuyorlar ki birbirlerini unutuşa sürükleyebilsinler diye. Yani evet bir paradoks. Bu bilmece dolusu kitabı merak ettiren gizem dolu bir inceleme yazmışsın sen de🌿
Betül
Gönderi Sahibi
Bilgilendirici ve güzel yorumun için teşekkür ederim😊 Özbenliklerini unutma kısmı çok doğru, bazen kendi vücutlarından ayrılıp kendi özbenliklerine bakarak konuşuyorlar eserde. Odada artık iki kişi değil dört kişi oluyor. Çok etkileyici ve unutulmaz bir eser oldu benim için