Her cümlesi sevgi, aşk ve özlem kokan mektupları okudukça kalbe nasıl nakış gibi işlendiğini adım adım hissediyor insan. Mektupları okudukça Sabahattin Ali'yi hem daha yakından tanıma fırsatı buldum hem de iç dünyasında gezinme şansına eriştim diyebilirim. O kadar naif ve içten bir sevgiyle karşılaştım ki eserde...Dünya hayatının tek bir manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sevmektir." diyen zarif ve içten bir adamın sevgisi karşısında etkilenmemek mümkün değil. Bana göre sen çok güzel bir adamsın "Sabahattin Ali"... Birtanecik eşi Aliye'ye, ruhum diye canının yoncası olan sevgili kızı Filiz'e hitap ediş şekilleri bile nasıl sevilmesi ve sevmesini öğreten eşsiz bir adam var karşımızda. Bir kadın nasıl sevilir, bir çocuk nasıl sevilir'i görmek isteyenlerin okuması gereken bir eser. Kitabın büyüsünden çıkıp biraz da yaşanılan çevreye bakacak olursak dönemin ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik durumunu da bize Sabahattin Ali'nin neden genç yaşta yaşama veda ettiğini de dönemin hayat tarzınından biraz olsun anlayabiliyoruz.
Toparlayacak olursak, "ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz." diye sevgisini itiraf eden güzel bir adam karşında ben de sevginin hala zarif, naif bir yani olduğunu düşünüyorum.Ve ileride bu kitabı çok değer verdiğim ve kitapları da beraber seveceğiz diyeceğim kişiye hediye etmek umuduyla... Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali