Cinselliğin TarihiMichel Foucault
Kitap 3 bölümde incelenmektedir.
1.Bilme İstenci
Kitabın birinci bölümü, "Bilme İstencidir.'' Bu bölümde, Foucault cinselliğin 18. yüzyıldan itibaren Batı toplumlarında nasıl bir "sorun" haline geldiğini ve nasıl bir "söylem" ürettiğini ayrıntılı bir şekilde açıklar. Foucault'a göre, cinsellik söylemi baskıcı bir iktidar tarafından bastırılmak için kullanılan araç değildir, aksine cinselliği üreten, yaygınlaştıran, çeşitlendiren yöneten yeni bir iktidar biçimidir. Foucault bu iktidar biçimini "biyo-iktidar" olarak adlandırır. Biyo-iktidar, bireylerin bedenlerini, sağlıklarını, yaşamlarını, üremelerini, nüfuslarını ve cinselliklerini denetleyen, düzenleyen, normlaştıran disipline eden bir iktidardır.
Biyo-iktidar, bireylerin cinsellikleri üzerinden tanımlanmasını, sınıflandırılmasını, değerlendirilmesini ve yönlendirilmesini sağlayan bir "bilgi" üretir. Bu bilgi, cinselliği bireylerin en "doğal", en "temel", en "öznel" boyutu olarak sunar ve bireyleri cinselliklerini anlamaya, açığa çıkarmaya, söyleme dökmeye ve ona göre davranmaya teşvik eder. Bu şekilde, cinsellik bireylerin kendilerini birer "özne" olarak kurmalarında ve tanımlamalarında merkezi bir rol oynar. Cinsellik, bireylerin kimliklerini ve ilişkilerini şekillendiren bir güç haline gelir ve toplumsal normlar ve beklentiler tarafından belirlenen bir alan haline gelir. Bu nedenle, cinsellik, toplumsal düzeyde kontrol ve yönlendirme aracı olarak kullanılırken, bireylerin kendi kimliklerini keşfetmeleri ve ifade etmeleri için bir alan da sunar.
Foucault, bu cinsellik söyleminin yalnızca baskılayıcı bir iktidar aracı olmadığını, aynı zamanda bireylerin cinselliğini üreten ve yönlendiren bir iktidar biçimi olduğunu iddia eder. Bu biyo-iktidar, bireylerin bedenlerini ve cinsellikler denetleyen, düzenleyen ve normlaştıran bir güçtür. Biyo-iktidarın amacı, birey belirli bir cinsellik anlayışına uymaya teşvik etmek ve on bu normlara göre davranmaya zorlamaktır.
Bu biyo-iktidarın temel aracı, cinsellik hakkında sürekli bir bilgi üretmektir. Foucault, bu bilginin bireyleri cinsellikleri üzerinden tanımlayan, sınıflandıran ve değerlendiren bir rol oynadığını belirtir. Bu bilgi, cinselliği en "doğal", en "temel" ve en "öznel" boyutu olarak sunar ve bireylere cinselliklerini anlamak, açığa çıkarmak, ona göre davranmak ve ona göre konuşmak için teşvik eder. Bu şekilde, cinsellik, bireylerin kendilerini tanımlamalarında ve kurmalarında merkezi bir rol oynar.
Foucault, biyo-iktidarın cinsellik üzerindeki etkisini analiz ederken, cinselliğin Batı toplumlarında nasıl bir "sorun" haline geldiğini ve nasıl bir "söylem" ürettiğini ele alır. Cinsellik, 18. yüzyıldan itibaren Batı toplumlarında tartışılan bir konu haline gelmiş, cinsellik ile ilgili çeşitli teoriler, bilgiler ve normlar ortaya çıkmıştır. Foucault, bu cinsellik söyleminin baskıcı bir iktidarın cinselliği bastırmak için kullanılan bir araç olmadığını, aksine cinselliği üreten, yaygınlaştıran, çeşitlendiren ve yöneten yeni bir iktidar biçimi olduğunu savunur.
Foucault'a göre, biyo-iktidarın cinsellik üzerindeki etkisi, bireylerin bedenlerini ve cinselliklerini denetlemek ve düzenlemek için kullanılan bir araçtır. Bu iktidar biçimi, cinselliği bir takım normlara ve değerlendirmelere tabi tutarak belirli bir cinsellik anlayışının yayılmasını sağlar. Bu normlar, cinselliği belirli bir şekilde yaşamaya, ifade etmeye deneyimlemeye teşvik ederken, diğer cinsellikleri bastırır ve dışlar. Foucault, biyo-iktidarın bireyin yaşamlarını, üremelerini, nüfuslarını ve cinselliklerini disipline ettiğini belirtir. Bu iktidar biçimi, bireylerin bedenlerini ve cinselliklerini belirli bir norma uymaya zorlar ve bu norma uymayanları dışlar. Bu şekilde, biyo-iktidar, toplumsal düzeni korumak ve sürdürmek amacıyla cinselliği denet ve kontrol eder. Bireylerin cinsellikleri üzerinden kontrol ettiği için, biyo-iktidar, bireylerin kendilerini birer "özne" olarak kurmalarında ve tanımlamalarında merkezi bir rol oynar.
2.Hazların Kullanımı
Kitabın ikinci bölümü, "Hazların Kullanımı"dır ve bu bölümde Foucault, cinselliğin Antik Yunan’dan Hıristiyanlık dönemine kadar nasıl bir “etik” olarak anlaşıldığını ve nasıl bir “özne” yaratma pratiği olarak uygulandığını inceler. Foucault, cinselliğin, bireylerin kendi kendilerini yönetme, kendi kendilerini biçimlendirme, kendi kendilerini özgürleştirme ve kendi kendilerini mutlu etme sanatı olduğunu gösterir.
Foucault, cinselliğin bireylerin kendi istençlerini, arzularını, zevklerini, tutkularını, eylemlerini ve ilişkilerini nasıl düzenlediklerini, nasıl denetlediklerini, nasıl sınırladıklarını, nasıl geliştirdiklerini ve nasıl değiştirdiklerini analiz eder. Ona göre, cinsellik sadece fiziksel bir eylem değildir, aynı zamanda toplumsal bir yapıdır ve bu yapı, bireylerin hayatları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Foucault'a göre cinselliğin toplumsal bir yapı olması, bireylerin cinsel kimliklerini ve ilişkilerini belirleme ve ifade etme şekillerini de etkiler.
Bireylerin cinsel kimliklerini ve ilişkilerini belirleme süreci, Foucault'a göre toplum tarafından belirlenen normlara bağlıdır. Toplum tarafından kabul edilen cinsel normlar, bireylerin cinsel tercihlerini ve davranışlarını şekillendirir. Bu normlar, heteroseksüelliği ve evlilik içinde cinsel ilişkiyi teşvik ederken, diğer cinsel tercihleri ve farklı ilişki biçimlerini bastırır. Foucault, bu normların bireylerin cinsel kimliklerini ve ilişkilerini ifade etme özgürlüklerini kısıtladığını savunur ve cinselliğin toplumsal bir yapı olduğunu vurgular.
Foucault, cinselliğin bireylerin kendi kimliklerini, karakterlerini, erdemlerini, mutluluklarını ve özgürlüklerini nasıl oluşturduklarını ve nasıl ifade ettiklerini araştırır. Ona göre, cinsellik bireylerin kendilerini tanıma ve ifade etme sürecinde önemli bir rol oynar. Bireyler, cinsellikleri aracılığıyla kendi isteklerini ve arzularını ifade ederler ve bu şekilde kendi kimliklerini oluştururlar. Foucault, cinselliğin bireylerin karakterlerini ve erdemlerini oluşturduğunu da savunur. Ona göre, cinsellik bireylerin iç dünyalarını ve kişiliklerini şekillendirir ve toplum tarafından kabul edilen erdemlerin ve değerlerin bir parçası haline gelir.
Foucault'a göre, cinsellik bireylerin mutluluklarını ve özgürlüklerini de etkiler. Bireyler, cinselliği kullanarak kendi mutluluklarını ve özgürlüklerini ararlar. Foucault'a göre, cinselliğin bu şekilde kullanılması, bireylerin kendi kendilerini yönetme ve kendi kendilerini biçimlendirme pratiği olarak ortaya çıkar. Bireyler, cinselliği kullanarak kendi arzularını ve zevklerini tatmin ederler ve bu şekilde kendi mutluluklarını ve özgürlüklerini sağlarlar.
Foucault'un bu analizi, cinselliğin toplumsal bir yapı olduğunu ve bireylerin hayatlarını derinden etkilediğini göstermektedir. Cinsellik, bireylerin kendi kendilerini yönetme, biçimlendirme, özgürleştirme ve mutlu etme pratiği olarak görülürken, aynı zamanda toplumsal normlar tarafından belirlenen bir yapı olarak da karşımıza çıkar. Bireyler, cinselliği kullanarak kendi kimliklerini, karakterlerini, erdemlerini, mutluluklarını ve özgürlüklerini oluştururlar ve ifade ederler. Foucault'un bu analizi, cinselliğin toplumsal ve bireysel düzeydeki önemini vurgularken, aynı zamanda cinselliğin kapsamlı bir şekilde incelenmesi gerektiğini göstermektedir.
3.Kendinlik Kaygısı
Foucault'un "Kendinlik Kaygısı" adlı üçüncü bölümü, cinselliğin 19. yüzyıldan itibaren nasıl bir "bilim" olarak geliştirildiğini ve nasıl bir "hakikat" ürettiğini incelemektedir. Foucault'a göre, cinsellik bilimi, insanın doğasının, kimliğinin, sağlığının, hastalığının, normalinin, anormalinin, suçunun ve sapkınlığının belirleyicisi olarak cinselliği görmekte, onu sınıflandırmakta, tanımlamakta, ölçmekte, değerlendirmekte, yargılamakta ve tedavi etmektedir. Foucault, cinsellik biliminin, bireylerin en "özgün", en "özel" ve en "gerçek" boyutu olarak sunarak, bireyleri cinselliklerini keşfetmeye, ifşa etmeye, itiraf etmeye ve ona göre yaşamaya teşvik ettiğini belirtmektedir. Bu şekilde, cinsellik, bireylerin kendilerini birer "özne" olarak kurmalarında ve tanımlamalarında merkezi bir rol oynamaktadır.
Foucault'un analizleri, cinselliğin toplumsal bir olgu olmanın ötesinde, toplumun ve bireylerin üzerindeki otorite ve kontrol mekanizmalarının bir parçası olduğunu göstermektedir. Cinsellik bilimi, insanların cinsel kimliklerini ve davranışlarını normlara göre şekillendirmekte ve bu normları belirleyen otorite figürleri tarafından denetlenmektedir. Bu durum, bireylerin cinsellikleriyle ilgili birçok sınırlama ve baskıyla karşılaşmasına neden olmaktadır. Cinselik Biliminin ve toplumun cinsel davranışları kontrol etmek için kullanılan bir araç olduğunu vurgulamaktadır. Cinselliğin bu şekilde denetlenmesi, bireylerin kendilerini ifade etmelerini ve cinsel kimliklerini özgürce yaşamalarını engellemektedir. Foucault'a göre, cinsellik bilimi, bireylerin cinsel deneyimlerini ve arzularını bastırmalarına, utanç duymalarına ve suçluluk hissetmelerine neden olmaktadır.
Foucault, cinsellik biliminin aynı zamanda cinsel sapkınlığı da belirleyen bir mekanizma olduğunu ifade etmektedir. Cinsellik bilimi, toplumun kabul ettiği normlara uymayan cinsel davranışları ve arzuları "sapkın" olarak tanımlamakta ve bu "sapkınlığın" tedavi edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Foucault, bu şekilde cinsel sapkınlığın bir hastalık olarak tanımlanmasının ve tedavi edilmeye çalışılmasının, bireylerin cinsel kimliklerini bastırmasına ve utanç duymasına yol açtığını belirtmektedir.
Foucault, cinsellik biliminin toplumda baskıcı bir etkiye sahip olduğunu ve bireylerin cinsel özgürlüğünü kısıtladığını savunmaktadır. Ona göre, cinsellik bilimi, bireyleri cinselliğin belirlediği birer "özne" olarak kurmakta ve cinsel kimliklerini sınırlamaktadır. Bireyler, toplumun kabul ettiği cinsel normlara uymak zorunda hissederek, kendi cinsel deneyimlerini ve arzularını bastırmaktadır. Foucault, bu durumun bireylerin cinsel özgürlüğünü sınırladığını ve toplumsal baskılara maruz kalan birer "özne" haline gelmelerine neden olduğunu vurgulamaktadır.
Ek olarak Bu ciltte Foucault, Artemidorus'un Oneirocritica (Rüyaların Yorumu) gibi metinlerini tartışıyor ve bu çalışmalarıyla Galen, Plutarch ve Pseudo-Lucian gibi diğer yazarlarla birlikte inceliyor. Foucault, Oneirocritica'yı çalışmaları için ortak bir düşünme biçimini örnekleyen bir "referans noktası" olarak tanımlıyor.
Foucault'un bu ciltte Artemidorus'un Oneirocritica'sını tartışması, onun düşünce ve çalışmaları üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu metni ele almasının önemini vurgulamaktadır. Oneirocritica, antik dönemde rüyaların yorumlanmasıyla ilgili en otoriter ve etkili metinlerden biridir. Artemidorus, rüyaların anlamsız ve tesadüfi olmadığını, aksine insanların bilinçaltının bir yansıması ve geleceği tahmin etmek için kullanılabilecek bir kaynak olduğunu savunur. Foucault, bu metni çalışmaları için bir referans noktası olarak seçerken, Artemidorus'un bu fikirlerini benimser ve kendi düşüncelerini geliştirmek için kullanır.
Foucault'un çalışmaları, antik dönemden modern döneme kadar geniş bir yelpazede felsefi ve sosyal konuları ele almaktadır. Bu ciltte, Galen, Plutarch ve Pseudo-Lucian gibi diğer yazarlarla birlikte Foucault, antik dönemdeki düşünce ve bilgi üretimine odaklanır. Galen, tıp alanında büyük bir otorite olarak bilinir ve eserleri birçok tartışmalı konuyu ele alır. Plutarch, tarih, felsefe ve etik konularında önemli çalışmalar yapmış bir yazardır. Pseudo-Lucian ise, antik dönemde popüler olan mizahi ve hicivsel eserleriyle tanınır.
Foucault, bu yazarların eserlerini incelemek ve tartışmak suretiyle, antik dönemdeki düşünce ve bilgi üretiminin nasıl işlediğini anlamayı hedefler. Ona göre, bu eserler, antik dönemdeki insanların düşünce biçimlerini ve bilgiyi nasıl elde ettiklerini anlamamızı sağlar. Foucault, bu eserlerin modern düşüncenin temellerini oluşturduğunu ve modern toplumun bu antik düşünceden nasıl etkilendiğini göstermek istemiştir.