Gönderi

Sağ ol Toprak Ana, sağ ol!
10/10
·136 syf.··
2023 181. kitabı
Diş ile tırnak ile işlenen, kan ile ter ile sulanan bir toprak, nasıl olur da dile gelip yaralar yüreğimizi? Nasıl şahitlik eder ilk ve son arasındaki akılalmaz mihnete? Sahi biz insanoğlunun toprakla ilişkisi yağmur sonrası duyduğumuz güzel kokudan mı ibaret? Bağrına atılan her tohumu insan için lezzetli bir yemeğe dönüştüren toprak, sevdiklerimizi aldığı için mi güzel kokar böyle? Cengiz AytmatovCengiz Aytmatov’un acıyı alıp, ressamların resme başlamadan önce attıkları ilk gölge gibi, fonuna bir güzel yerleştirdiği ve II. Dünya Savaşı’nı anlattığı için aslında bir savaş kitabı olan Toprak AnaToprak Ana adlı eseri, alışılagelmiş biçimde cephedeki fedakârlıkların anlatılmadığı, içinde tek bir çatışma sahnesinin olmadığı, tank, top, tüfek, süngü, miğfer gibi kavramların esamesinin okunmadığı bir savaş kitabıdır. Çünkü Cengiz Aytmatov, savaşı kazanılan bir zafer ya da yapılan bir fetih üzerinden değil toprağı savunmayla tanımlar. Toprak, bu eserinde acının bizzat kendisidir. Ancak, öyle aşk acısı gibi bir acıdan söz etmiyorum. Neredeyse ete kemiğe bürünmüş, karşınıza geçip oturmuş bir acı… Nefesini her daim ensenizde hissettiğiniz türden bir acı… Kendini işleyen gücü yitiren toprak ile cephede eşini ve oğullarını kaybeden bir ananın, aynı acılar düzleminde, aynı yok oluş çizgisinde buluştuğu bu eser, hem insanlara hem de toprağa acılar veren savaşlardan geriye kalıp açlıkla, kıtlıkla, yoksullukla mücadele ederek hayatta kalmaya ve hayata tutunmaya çalışan annelerin, ablaların kitabıdır. Savaş olmasa dahi acının hayatımızda daima olacağı, bu nedenle asıl vurgunun acıya karşı vereceğimiz tepkinin ne olacağı konusuna odaklandığını düşünüyorum. Cengiz Aytmatov sapından çöpünden ayrılmış bu saf acıyı lafı dolandırmadan, duyguları kemirmeden kucağımıza bırakıyor. Sonra iki karakter koyuyor önümüze: Tolgonay ana ve gelini Aliman… Bu iki kadın karakterin de temsil ettiği iki farklı değer var. Yazar bu değerleri sorgularken bizden de tarafımızı seçmemizi istiyor: Acıyla savaşan tarafta mısınız yoksa acıya teslim olan tarafta mı? Toprak Tolgonay’ın, Âşık Veysel’in “Benim sadık yarim kara topraktır.” sözünde olduğu gibi, en yakın dostudur. Tolgonay için savaş ise toprağı savunmaktır. Bu yüzden dünyanın diktatörlerle yönetildiği ve insanlar için acımasız bir hapishaneye dönüştüğü savaş ortamında topraktan yükselen çığlık, insanın kendisine gelmesini sağlamaya yönelik bir uyarıdır. Eserde yazarın kurguladığı ideal dünya tasarımında, toprağın sesine kulak veren insanlar, mutluluğu yeniden tanımlarlar. Onlar için özgür oldukları vatanlarında, adaletli bir yönetim altında kendi kaynaklarını kendileri için kullanmak en büyük mutluluktur ve insanlar savaşmadan da böyle bir düzen kurabilirler. Her tarafı sürülmüş boz toprağın dünyanın en güzel tarlası olarak göründüğü ilk sayfalarda Suvankul’un Tolgonay’a söylediği cümleler bunu çok güzel özetler: “Toprak ve su insanlar arasında eşit olarak paylaştırılınca, kendi tarlamız olunca, kendi tarlamızı sürüp eker, kendi ürünümüzü kaldırınca, biz de mutlu olacağız. İnsanın çok büyük bir mutluluğa ihtiyacı yoktur Tolganay. Bir çiftçi için mutluluk, kendi tarlasını sürüp ekmek ve ürün almaktır.” (s.13) Tolgonay insanlarını ve kök saldığı toprağını savunurken canını vermeyi göze alacak kadar da kendisini inandığı değerlere adar: “Kendi felaketimi, kendi acılarımı, halkın acılarıyla bir tutup, acıyı, açlığı, dondurucu soğukları paylaşıyordum köydeşlerimle. Ben bunun için dayanabildim, bunun için ayakta kalabildim. Başkaları için de dayanmam gerekiyordu. Öyle olmasa, çoktan eriyip gider, çiğnenip gider, toza toprağa karışmış olurdum.” (s.63) Toprak, insanlığın hâfızası olma sebebiyle de romanda önemli bir mevkide yer alır. İnsana ve tarihe şahitlik eden toprak, âdeta toplumsal hâfızanın da taşıyıcısıdır. Tarih boyunca cereyan eden olaylar için sadece bir güzergâh olmanın ötesinde, yaşanan acı ve sevinçlerin yansıdığı bir yeniden doğuş ve hâfıza mekânıdır: “Hatırlıyorum... Ben hiçbir şeyi unutmam Tolgonay. Bu dünya var olalıdan beri, bütün çağların, bütün yüzyılların izlerini taşıyorum ben. Tarih kitaplara sığmaz. Ve senin hayatın Tolgonay, o da benimledir. Yüreğimin içindedir.” (s.32) Toprak Ana, biliyorum ki sen umutlarımızı üzerinden çektiğimiz düşlerimizi de göğsünün gizlisinde saklarsın. Geleceğin kaygısını, geçmişin bize biçtiği paydayı alır, bir kenara atarsın. Bize düşeni sevdiklerimiz arasında pay etmeyi sen öğrettin. Güneşin böyle zamanlarda gökte bıraktığı hüznü ve uğruna yeryüzünden ne yiğitlerin göçtüğünü hatırla Toprak Ana, bize de unutturma. Ve sağ ol Toprak Ana, sağ ol! Eserin isim ve içerik ilişkisi bağlamında, toprağa atfedilen annelik sıfatı da toprağın doğuran ve doyuran gücüne göndermede bulunur. Bütün insan türünün topraktan elde edeceği manevi kazanımlar vardır. Çünkü toprak insana kibri değil tevazuyu ve alçakgönüllülüğü telkin eden bir elementtir. Mavi göğün altında insanların paylaşamayacağı hiçbir şey olamayacağını âdeta haykıran toprak, dünyanın dengesini alt üst eden savaşların sona ermesi için, insanlara düşen görevlere dikkat çeker. Yazar, sözünü emanet ettiği toprak aracılığıyla, savaşları sona erdirmek için teklif ettiği çözüm önerilerini şu cümleler ile ortaya koyar: “Saban izine bir çekirdek, bir tohum tanesi atın, size yüz katını vereyim, küçük bir fidan dikin kocaman bir çınar vereyim! Evler kurun, temel olayım! Üreyin, çoğalın, hepinize güzel bir barınak olayım! Derinim, yükseğim, büyüğüm, ucum bucağım da yok.. Hepinize yeterim ben. Sen de bana, insanlar savaşmadan yaşayamaz mı diyorsun Tolgonay. Bu bana bağlı değil ki. Siz insanlara, niyetinize, irade ve bilgeliğine bağlı.” (s.77) Toprak Ana, senin bu sitemin tüm insanlığın sitemidir. Sesini duyuramadan yitip gidenlerin, evlat ve koca hasretinden virane olan nice gönüllerin çığlıklarıdır. Tüm bu acılar fazladan bir karış toprak için fakat sen sahiden de hepimize yetersin. Sağ ol Toprak Ana, sağ ol! Tolgonay, evlatlarını kaybetmenin acısını yaşarken, toprak da tohum eken evlatlarını yitirdiği için ağlar ve savaşlarda ölen köylülerin güçlü kollarını özler. Ortak acılarda birleşen toprak ve Tolgonay, evrenin bilincini besleyen doğa-insan uyumunun simge düzlemindeki karşılıklarıdır. “Savaş olunca benim acı çekmediğimi mi sanıyorsun Tolgonay? Çok, çok acı çekiyorum savaşlarda. Ölen köylülerin güçlü kollarını özlüyorum hep. Tohum eken evlatlarımı yitirmiş olduğum için hep ağlıyorum. Onlar hiç gelmeyecek.” (s.77) Evet Toprak Ana, sen de onlar için üzülüyor, onları hasretle anıyorsun. Tıpkı Tolgonay gibi, tıpkı bizim gibi onlar için gözyaşı döküyorsun. Suvankul çapasıyla, Kasım biçerdöveriyle, Caynak da arabasıyla çıkagelsinler istiyorsun. Kimsenin gözünün yaşına bakmadan çocukların bir kaşık çorbasını, en küçük bir buğday tanesini, o hiç sönmeyen ama gerçekleşmeyen korkunç umutları bile doymak bilmeyen midesine indiren ve herkesi canevinden vuran bu büyük felaketin bitmesini diliyorsun. Sağ ol Toprak Ana, sağ ol! İşte böyle yer edindi zihnimde “Toprak Ana” eseri: Sen toprağa tohum atarsan başak verir, buğday verir, ekmek verir, soluk verir. Sen toprağa top güllesi atarsan da acı verir, kan verir, ölüm verir ve daha önce verdiği ne varsa onları senden bir bir geri alır. Şakası yoktur Toprak Ana’nın.
Edebiyat
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
·
272 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.