Madem doğdun, yaşayacaksın. Hayatın içi oyuktur ve gerçekleri görmezden gelmenin olanağı yok diyor bu kitap bize. Tabii bunları daha kaba ve ruhunuzun kilitlenmiş hassas bölgelerini eşeleyerek acımasızca söylüyor. Boğazınız düğümlendiğinde nasıl ıstırap çekersiniz? Çaresizce acının dinmesini beklersiniz, değil mi? Lakin Hakan Günday en ufak bir unsuru dahi atlamadan sizin derininize, benliğinize işleyecek. Sindiremeyeceksiniz. Yeri geldiğinde Kayra gibi öfkelenecek, Kinyas gibi kaçacaksınız kendinizden. Aynalara küseceksiniz ve anlayacaksınız hayatın nasıl bir kurmaca olduğunu...
Hakan Günday'ın 2000 yılında yayımlanan ilk romanıdır bu kitap. İçerisinde bolca argo; şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet ve türlü düşünce selini barındırır. Yaşam ve ölüm arasında olan o uç çizginin arasında ayakta durmaya çalışır, en sonunda dengenizi yitirirsiniz. Yeraltı edebiyatının ustası sıfatına doğrudan yaraşan, görmüş ve geçirmiş biri olarak hayatı ve insanın düşüncelerini en gerçekçi şekilde ele alabilen Hakan Günday'ın bu eseri; dünya halihazırda yeraltına gömülüyorken, insanların yüzüne okkalı bir sille olarak inmeli kanımca.
Gelelim Kinyas ve Kayra'ya. Kitap, "Kinyas, Kayra ve Hayat", "Kayra'nın Yolu" ve "Kinyas'ın Yolu" adında üç bölümden oluşuyor. İlk bölümü okurken antikahramanlarımızın benzerliğinden ve hatta onların düşünce yapılarından ötürü çoğu zaman karşımda çoklu kişilik bozukluğu olan tek bir karakter mi var diye düşünmeden edememiştim. Beraber bulaşmadıkları pislik kalmayan Kinyas ve Kayra'nın ileri sayfalarında aslında onların ne denli farklı insanlar olduğunu anlayacaksınız saygıdeğer okurlar. İkisinin de ortak amacı olan zihinsel ölüm müydü onları bir arada tutan; yoksa yalnızca bedenen yaşadıkları için gayriihtiyari mi tutundular bu uzun yolculukta birbirlerine?
"Ama bil ki, zihnin cehennemindir. Sonsuza kadar yaşayacak. Senin gibi. Öldüğünde ise, sen orada olmayacaksın ne yazık ki!" Hepimizin içinde bir Kinyas ve Kayra bulunuyor. Zihin cehennemdir, söz geçiremezsin ve kendi sonunu kendin hazırlarsın. Bilerek uçuruma sürülen bir arabadır zihnin bedene çektirdiği. Yaşamda olan her şey yalan, sadece acıdır bizi biz yapan.
Varoluşun ve hayatın acımadığı benliğimi, ben olmamı sağlayan her unsuru gördüm bu kitapta. Kendi kendime ayna tutuyor gibiydim çoğu satırda. Kendimden kaçmak için her yolu denerken, Kayra'nın Kinyas'a ölümcül bir şekilde fısıldadığı gibi duyumsuyorum karanlığımı. Yasımı tutuyorum ölen ruhumun. Kayra'nın mı yoksa Kinyas'ın yolundan mı gideceğiz okur dostlarım? Düşüncelerimizin pençelerinde çırpınırken her halükârda kendimizin en büyük düşmanı olacağız.
"Tabii ki dünyanın bir anlamı olması gerekmiyor. Belki de onu anlamlandıran üzerinde yaşayan akıl sahibi yaratıklardır."