·479 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Nisan 2017 19:33 Kitabı okuyalı tamı tamına 5 ay oldu. Ama ben inceleme yapma yetisini daha yeni görüyorum kendimde. Ne cesaretle gidip elime bir Oğuz Atay kitabı almıştım, nasıl okumuştum bilmiyorum, sanki bir hayalden ibaret her şey.
Kitapta her şey o kadar belirsizdi ki, kitabı okudum mu, yoksa bir film izledim de onun repliklerini mi hatırlıyorum, yoksa Hikmet diye birini rüyamda gördüm de oradan mı hatırlıyorum (ne alakaysa) hiç bilmiyorum. Ama gerçek şu ki, bu kitaba inceleme yapamamak içimde bir yaraydı,bir türlü kendimi yetkin göremedim.. Ve sonunda o yarayı bugün iyileştirmeye karar verdim.
Hikmet'in kitapta yaşadığı hayatın hangi bölümü gerçekti anlayamadım, hiç de anlayamayacağım. Aslında düşündüğüm kısmı o değil, zaten mesele o da değildi. Mesele bir insanın kendini anlatamamasıydı. Mesele, bir insanın bağıra çağıra kendini anlatmaya çalışması, ama bir kişinin bile zahmet edip, ona onu anladığını hissettirmemesiydi. Mesele toplumdan soyutlanmış bir insanın kendi içiyle konuşmasıydı. Belki kendi içindeki, kendini anladığını sandığı bir karakter oluşturup, kendini topluma kabul ettirmeye çalışmasıydı kim bilir... Oğuz Atay bu, kim tam manasıyla iç dünyasını, yazdıklarını, hislerini çözebilir ki?
Kitapta meşhur Albayımız'dan başkası Hikmet'i anlamamaktadır. Hatta daha sonraları kendini anladığını sandığı, sevgilisi, yüreğini, düşüncelerini, yatağını, dünyasını paylaştığı kişinin bile kendisini anlamadığını görünce büyük bir buhrana tutulmuştu Hikmet.
Aslında insanlar gerçekten bizi anlamazdı. Hatta belki bizi kendi içimizdeki biz bile anlamazdık. Çünkü Albay bile Hikmet'i anlamıyordu çoğu zaman. Madem ki Albay, Hikmet'in içindeki kendini anladığını düşündüğü,her şeyini paylaştığı kişiydi, o bile onu anlamıyorsa kimse anlamazdı. Ne önemli şeydi anlaşıldığını hissetmek, topluma mâl olmaktı, toplumun bir parçası olmak, kendini değerli hissetmekti...
Bazen ben de yaparım, deli deli konuşurum insanlarla, zaten bilirim beni anlamayacaklarını. Kitapta da çoğu kez, ne çok konuşuyor diye kızarlardı Hikmet'e, kendini anlatma çabasını boş görürlerdi. Değersiz bir varlıkmış gibi davranırlardı. Aynı davranışları ben de etrafımdaki kişilerden gördüğümde ben de aynı şeyleri yaparım Hikmet gibi ve yine onun gibi, bundan hiç utanmam. Utanması gereken onlardır çünkü. Bir insana verdikleri değerle kendilerine verdikleri değer aynıdır, çünkü aynı hamurdandır ikisi de. Birine nasıl davranıyorsa insan, kendi içindeki kendine de öyle davranır çünkü.
Ben Hikmet'te kendimi buldum. Yaşadığım toplumsal problemlerimi, yalnızlığımı, anlatamadığım dertlerimi, kendi deliliğimin haklı sebeplerini, kısacası tamamıyla bir "ben"i.
Kitabı okuduktan sonra, biraz hazmetmeyi beklemenizi öneririm inceleme yapmadan, çünkü 5 ay içinde Hikmet'le o kadar benzer olaylar yaşadık ki, uzaktan durup kendimi izleme fırsatı buldum kendimde, onun için bu şekilde kitabı hazmetmem açısından daha faydalı oldu. Kitabı hayatımın tam ortasında hissettim. Sanki kendimden bir parça gibi...
Daha çok şey söylemek istiyorum aslında ama, yazamıyorum. Ne kadar zormuş... Oğuz Atay okumak, anlamaya çalışmak, hayatında onu bulmaya çabalamak, ne kadar zormuş...
Bu zorluğa talip olanları, kitabın mahzenlerine davet ediyorum.
Oğuz Atay'ı tavsiye ediyorum demek gibi bir terbiyesizliğe elbette kalkışmayacağım. Oğuz'cum Atay'ı tavsiye etmeyeceğim de kimi edeceğim. Güneşli günler, keyifli okumalar dostlar...