Bu kitap seride sevmediğim ne varsa 1000 ile çarpmış, sevdiğim ne varsa da paramparça etmiş.
Gerçekten...
Bazı bölümlerde olay örgüsünün gerçekten genişleyeceğini, dünyanın derinleşeceğini düşündüm. Politik dengeler, müttefikler, farklı krallıklar… Her şey daha büyük bir tabloya bağlanacak gibiydi. Ama finalde işler yine kader, gizli planlar ve 'aslında hepsini ben biliyordum' numarasına bağlandı. Karmaşık görünüp aslında içi boş bir kaos.
Ve en büyük problem ne biliyor musunuz? her şey yine Aelin:)) ne kadar da şaşırtıcı.
Bakın beni en çok yoran şey Aelin'in varlığı değil. Aelin'in merkez olmak zorunda oluşu. Grubun beyni Aelin, stratejisti Aelin, lideri Aelin, diplomatik yüzü Aelin, en güçlü büyücüsü Aelin, en fedakârı Aelin, en haklısıyine Aelin. Peki diğerleri? Canım onlar sadece varlar:DDD
Yazar sürekli bize onun ne kadar zeki, ne kadar stratejik, ne kadar fedakâr olduğunu anlatıyor. Ama bunu göstermek yerine diğer karakterleri küçülterek yapıyor. Aelin parlasın diye herkes sönük olmak zorunda.
Neyse efendim, buralaı atlayalım şimdilik çünkü aklımı kuralayan başka bir soru var şu an: Herkes neden Aelin'e aşık???? Cidden. Serinin bu noktasında fark ettiğim şey şu ki Aelin'e hayran olmayan tek bir karakter yok. Sam, Dorian, Chaol, Rowan, Aedion, Arobynn, suikastçı oğlan... Liste uzaaar gider daha ve şimdi Fenrys de dahil oldu. Erkekler ya ona âşık, ya onu istiyor, ya da onun gibi olmak istiyor. Kadınlar da ondan etkilenmiş durumda inanır mısınız sjdnnjdjn karakter etkileşimi değil tapınma bu. Bir noktadan sonra 'kraliçemiz' hitaplarının boku çıkıyor gerçekten. Herkes onun etrafında dönmeye ne kadar da meraklı yaaa... Dorian bir kral ama çoğu sahnede Aelin'in muhafızı gibi yazılmış. Oysa ham büyüye sahip olan, sarayı yıkan, babasını deviren kişi Dorian'dı!!! Buna rağmen tehdit algısı bile Aelin üzerinden. Dünyanın en büyük kötüsü bile Aelin'i merkeze alıyorsa bu artık hikâye değil, yazar tercihi.
Romantizm hakkında konuşmak gerekirse, önceki incelemelerimde de söylüyordum, Rowan'ı Ateşin Varisi'nde gerçekten çok sevmiştim. Dinamikleri çok güçlüydü bence. Travmaları vardı. Aralarındaki bağ doğal ilerliyordu. Ama bu kitapta ise Rowan'ın kişiliği Aelin hayranlığına indirgenmiş. Onun ne kadar güçlü, ne kadar mükemmel olduğunu tekrar eden bir yankı odası gibi. Allah'ım o kadar sinir bozucu, cringe ki!!!! Iyyy.
Bir de romantizm gereksiz yere çok ön planda, kitabın en az %70ini kaplıyor ve sürekli kıskançlık, sahiplenme, somurtkan 'kas yığını' erkekler… Fantastik bir seri okuyorum ama sanki büyülü bir kısmetse olur izliyorum. Iyy tekrardan.
Manon hâlâ benim tek favorim. Kraliçem yaaa <33 o da olmasa çekilecek çile değil bu seri. Halkına bağlılığı, iç çatışması, liderliği… İşte gerçek derinlik, işte gerçek kraliçe, İŞTE KADIN!!!
Ama bu kitapta o bile Aelinin etrafındaki düzene entegre ediliyor :)) Şaşırmadık değil mi. Yine de en azından Aelin'in kıçını öpmediği için şükrediyoruz -henüz. Beklentiyi bu kadar düşürmüş olmak bile trajik Allah'ım fdmvjvdjfdj
Kitabın sonu o kadar saçmaydı ki... Diğer krallıkların kendi sorunları ve işleri, kendi siyasi anlaşmazlıkları, kendi halklarının çözmesi gereken sorunları var ama tüm bunları bırakıp dünyanın öbür ucuna koşup onlara hiçbir şey sunmayan Terrasen'e yardıma koştuklarını mı söylüyorsunuz?... ve sebebi de şu: Celaena Sardothain'e olan can borcumuz. Evet bu kadar. Aman yarabbim ne kadar da gerçekçi. Ama asıl sürpriz şu ki yüce kraliçe Aelin onlara bunu *sinirli* bir mektupla yaptırmış ❁´◡`❁
Aelin'in planlarını herkesten saklaması ve sürekli kapalı kapılar ardında strateji yürütmesi gerçekten o kadar yorucu olmayabaşladı ki. Etrafında yüzyıllardır savaşmış, taktik geliştirmiş komutanlar var. Tecrübeli savaşçılar, politik akıl yürütebilen müttefikler… Fakat 19 yaşındaki yeni kraliçemiz planlarını tartışmayı, fikir almayı ya da risk paylaşmayı tercih etmiyor çünkü onun tek başına en zeki, en öngörülü, en stratejik kişi olduğu kanıtlanmak zorunda. Ve nedense planları da şaşırtıcı bir şekilde kusursuz işliyor. Aelin hiçbir zaman geri dönüşü olmayan bir bedel ödemiyor, asla. Müttefikler tam ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıkıyor, büyük dramatik zaferini sergiledikten sonra gücü tükeniyor ama asla kritik bir kayıp yaşamıyor asla. Her şey temiz, kontrollü ve güvenli biçimde sonuçlanıyor hep. Savaş deneyimi hiç olmayan, henüz 19 yaşındaki bir kraliçenin planlarının bu kadar hatasız işlemesi karakter derinliği falan değil.
Ve ne zaman bir karakter Aelin'in kararlarını sorgulamaya kalksa, yazar hemen devreye girip büyük bir komplo, daha dramatik bir fedakârlık ya da Aelin'in gizlice herkesi kurtarmak için risk aldığı bir plan ortaya çıkarıyor. Mesela Aedion meselesi. Aelin'in pervasız ve tek taraflı kararlarını sorgulaması gayet makulken, yazım onu bencil ve düşüncesiz gösterecek şekilde konumlandırldı ve sanki bir lideri sorgulamak ihanetmiş gibi. Ama sevgili yazar bilmelisin ki güçlü bir karakter eleştirildiğinde zayıflamaz, aksine derinleşir.
Benim sorunum Aelin'in *sözde* güçlü olması falan değil. Sorunum kusursuzluğunun zorla kabul ettirilmeye çalışılması. Eğer sürekli onun mükemmelliğini kanıtlamak için diğer karakterleri suçlu ya da yetersiz gösteriliyorsa bu doğal bir gelişim değil yönlendirmedir. Üstelik Aelin ahlaki açıdan gri bir karakter falan değil. Evet öyleymiş gibi gibi sunuluyor ama 'canavar' 'katil' gibi sıfatlarla sert bir imaj çizilmeye çalışılıyor sadece. Ama pratikte baktığımızda öldürdüğü kişiler genellikle zaten suçlu, yozlaşmış ya da zalim figürler. Geri dönüşü olmayan etik bir bedel ödediğini görmüyoruz hiç. Kralın şampiyonu olduğu dönemde bile tek bir masumun kanını dökmemesi özellikle vurgulanıyordu. Tamam gitsin masumları falan öldürsün demiyorum, ama gerçek anlamda gri karakterler zor seçimler yapar, hatalarından zarar görür, bazen yanlış tarafta durur ve ELEŞTİRİLİR!! Aelin ise çoğu zaman güvenli bir kahraman çerçevesinde. Kompleks karakterden beklentiniz bu kadar sığ olmamalı.
Ve son olarak yazım tarzı. Benim için bu kitapta en yorucu şeylerden biri de yazım tarzıydı. Sürekli yarım bırakılan cümleler, bolca kullanılan tireler, bir açıklama gelecekmiş hissi yaratıp sahneyi başka bir bölüme kesmeler… Ben bir okur olarak bir karakterin zihninin içinde olduğum halde, onun vardığı sonuçları özellikle saklamak ve bunu büyük sürpriz için ertelemenin bir noktadan sonra heyecan değil manipülatif bir gerilim yaratma çabasına dönüştüğünü düşünüyorum. Bu sadece bu kitap için de geçerli değil, genel konuşuyorum. Yirmi bölüm sonra açıklanacak bir *gizli* plan için ipucu kırıntılarıyla bile oyalanamıyoruz ve dürüst olmak gerekirse, o noktada artık sonucu umursamıyordum ben. Ayrıca SJM kitaplarında tempo çok kusurlu. Son 150-200 sayfaya kadar hiçbir şey oluyor, dramatik iç monologlar, başarısız betimlemeler, daha başarısız aksiyon sahneleri... Bazı okurların bu durumu sevdiğini ve yazarın bunu artık bir tarz haline getirdiğini görüyorum ve evet, bu tercih meselesi ama kötü bence. Son sayfalara kadar boş yere oyalanıyoruz.
Neyse, genelolarak konuşacak olursam seride sevdiğim ve güçlü bulduğum fikirler hâlâ var. Ama ana karakterle bu kadar kopukken bir seriyi gerçekten sevmek mümkün olmuyor benim için maalesef. Bazı yönlerinden keyif almış olsam da, bütününe baktığımda bu seri benim için hiçbir zaman tam anlamıyla sevilen bir seri olamayacak.
İlginizi çekerse Şafak Kulesi için #230544719
Evet fark etmiştim. Goodreads yorumlarini okuyunca da iyice emin olmuştum. Fiziksel görünüşünün betimlemesi aynı zaten, karakteristik olarakta sanırım SJM'nin hep olmak istediği ama olamadığı kişi Aelin 🥲
Hayirrrr 30 saatte bitirmemistim, bitirmem en az 1 haftayı bulmuştur ama o zamanlar 1kyi aktif kullanmiyordum aklıma geldikçe ekliyordum kitapları xnxnbcbfbc