Puan vermedi·168 syf.····Okunma: 10 Ocak 2024 16:35 Üç Köşeli Dünya, içinde yazarın yaşam felsefesini de barındıran bir roman. İncelik ve uyum sayfalardan adeta üzerinize doğru akıyor. Sayfa sayısı az ve sade bir dili var ama buna rağmen betimlemeler epey yoğun olduğundan bir çırpıda okunup bitirilecek bir eser gibi düşünmemek gerekiyor. Aslında betimlemelerin fazlalığından ziyade alışık olduğum bir stilde olmamaları beni okurken epey düşündürdü ve bazı cümleleri geri dönüp tekrar okuttu.
Yazarın tasvirleri alışık olduğum bir stilde değil ama düşünme şekli oldukça hoşuma gitti. Örneğin dağların yorulup tepe olması, tepenin yorulup ova olması, ovanın yorulup denizin dibine dalması gibi tabirleri masalsı bir gerçeküstülükte geldi.
Ana karakterin bir şair olması, tabi ki tasvirlerin içinde şairane anlatımlar olmasını da beraberinde getiriyor. Örneğin şairin karşılaştığı bir genç kızın kaşlarını tarif ederken "ortalarına birkaç nane yaprağı düşmüş gibi tahammülsüzlükle hafif hafif titriyor" diye betimlemesi oldukça ilginç gelmekle birlikte, o görüntüyü de birebir yansıttı.
Konusuna değinecek olursam; bir sanatçı ilham bulabilmek için Tokyo'dan uzaklaşıp kırsal bir bölgeye gidiyor. Resim ve şiirle ilgilenen bu sanatçının kırsalda vaktini nasıl geçirdiğine ve düşüncelerine eşlik ediyoruz. Kitabı sanırım bu şekilde tanımlayabilirim: Bir eşlik ediş. İçinde herhangi bir duyguya yer verilmemiş. Hüzün, bıkkınlık, özlem, sevgi, nefret, öfke ya da başka herhangi bir duyguya rastlamadım. Sadece bir arayış. Yazar ilham bulma arayışındayken biz de onu izliyoruz. Tanık oluyoruz.
Yazar, Batı ve Japon edebiyatını harmanlamasıyla tanınıyor. Bana ise Batı'ya biraz üstten baktığı izlenimi verdi. Bu görüşe sahip olan tek kişi miyim bilmiyorum ama üstten bakış ana karakterin değil, doğrudan yazarınmış gibi hissettim. Belki de sadece yazara ait değil, Japonlara has bir tutum da olabilir.
Yazar kitabın bir noktasında, batıdaki sanatın hep dünyevi hislerin sınırlarında kaldığından dem vurmuş mesela. Doğuda ise neyse ki o sınırı aşabilenlerin olduğunu söylüyor. Bu genellemeyi bir miktar ölçüsüz buldum. Daha ilerilerde de detaycı çalışan batının tutkuyu asla yakalayamadığını söylemiş. Bir yanda doğuyu överken başka bir yanda ise Çinlileri yermeye başlamış. Dolayısıyla doğuyu överken yücelttiği niteliklerin ona göre aslında sadece Japonlara has olduğunu düşündürdü.
Japon edebiyatından okuduğum ilk eserdi. Üç Köşeli Dünya benim için farklı ve güzeldi. Betimlemeler kimilerine fazla veya sıkıcı gelebilir. Yeni bir yazarla tanışmak, onun gözünden dünyayı yeni bir açıdan görmek benim için keyifliydi.