Samimi gibi görünen ama tam da öyle hissettirmeyen kimi insanlar, kimi davranışlar vardır. Yaş aldıkça, gördükçe, tekrarlandıkça anlamaya, tanımaya başlarsınız. Sözcük ve davranışların ardındaki asıl anlamları fark edersiniz. İnsanların çeşit çeşit yüzleri vardır, yıllar içinde onları tanırsınız. Zor dönemlerden geçtikçe bazılarıyla tanışırsınız, kimilerine doğduğunuz andan beri aşinasınızdır.
Kötülük, öfke, kıskançlık; sevgi, bağlılık, anlayış ve sağduyu kadar, bazen daha çok oradadır.
Kitapta bir dergi kapağında poz vermiş Şebnem ile hayatlarının bir dönemi kesişmiş ya da yalnızca fotoğraflarından etkilenmiş ve hayatları üzerinde bir iz bırakmış olan üç karakterin tren yolculuğuna ve bu yolculuk öncesindeki hayatlarına tanık oluyoruz. Ayfer Tunç'un okuduğum ikinci romanı. Çok akıcı, karakterleri ve karakterlerin hayatlarıyla çarpıcı ve sürükleyici bir roman.
Sırf başkalarının ne diyeceği endişesi ile verilen kararları, kendi isteklerinden vazgeçmeyi, diğerlerine boyun eğmeyi ya da eğmeyip de başkaldırmayı, birey olma mücadelesini ve bunun hem ayıplanan hem de gizliden gizliye kıskanılan ve imrenilen bir durum olmasını bize göstermiş. O kadar kolaymış gibi bir anlatımla bu kadar çok şeyi ifade ediyor ki, Ayfer Tunç'a hayran olmamak elde değil.
Bünyamin'in kendine güvensizliği, özgüven eksikliğinden doğan kıskançlığı, çocuğunun başkasından olmasından şüphe etmeye varacak kadar kuşkuculuğu ama yine de toplumda nasıl bir konuma düşeceği korkusu nedeniyle yaşadığı endişe ve başkasından olması ihtimali olduğuna inandığı bir çocuğu sırf bu sebeple kabul edip görmezden gelme güdüsü...
Baskın ve eleştirel bir anne ile büyümüş Ersin'in kendi isteklerinden, arzularından annesinin ne diyeceği endişesi ile vazgeçişi, hayattaki konumundan, durumundan, işinden, sevgililerinden