Mağduriyet her zaman işe yarar diye düşünüyor olmalıydı, karşındakini suçla, utandır, kendini mağdur göster ki istediğin şeyi sana gönül rızasıyla versin, en azından fazla direnmesin. Direnmesin ki üstüne git, vermeye gönüllü değilse sen söke söke al.
Ama önce bir mağdur ol. İyice sonuna kadar dibine kadar mağdur ol, konuşturma, fırsat verme, mağdurluk yarışında bayrağı kimseye kaptırma.
Kimsesizliği, yalnızlığı, tek başınalığı, bir tür hilkat garibanı oluşu komşularını tahrik ediyordu. Onu aldatmak, kandırmak, dolandırmak, elinde ne var ne yok hepsini almak için dayanılmaz bir istek duyuyorlardı.
Sahtekar, dolandırıcı, hırsız için ne çok kelime bulmuştu Hulki Aktunç.
Burası hırsızların ülkesiydi demek ki. Hırsızlar için bu kadar çok kelime varsa konuştukları dil de hırsızların diliydi.
Dünyada doğal ekmek çılgınlığı yaşanıyordu ama zenginler arasında yaşanıyordu, yoksullar ekmeğin doğal olup olmadığına bakabilecek durumda değildiler, onlar doğaya bile aldırmaksızın yaşamaya çalışıyorlardı, hatta sadece hayatta kalmaya.