Khaled Hosseini' nin muhteşem bir eseri ile daha karşı karşıyayız. Bin Muhteşem Güneş... Nereye gidersek gidelim, ülkemiz bizim de peşimizden gelir. Artık orada yaşamasak da o içimizde yaşar. Afganistan'ın Khaled Hosseini de yaşadığı gibi…Hasreti, dostluğu, acıyı, aşkı ve insanlığı güzel şekilde anlatan Khaled Hosseini, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren muhteşem bir eserdir. Yazarın sevdiğim 3 eserinden biri olan Bin Muhteşem Güneş'in yanı sıra; Uçurtma Avcısı ve Ve Dağlar Yankılandı da tavsiye ettiğim eserleri arasındadır.
Romanda bize geçmiş dönemin belki de şimdi ki zamanın Afganistan'ında aile yapısını, kadına ve çocuğa verilen, verilmeyen değer, yönetilme biçimi, ahlak , küçük yaşta evlilikler, işgenceler, idamlar, kaos ve savaşları detaylı bir şekilde anlatıyor.
''Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir."
Roman bize iki kadının neredeyse tamamı kendi başlarına olmak üzere yaşam mücadelesini acı bir dille anlatıyor. Meryem ve Leyla... Hayatları yaşadığı coğrafya nedeniyle zaten yeterince sıkıntı ve zor başlayan bu iki kadının, küçük yaşlarda evlendirilmesiyle devam ediyor. Aynı zamanda süre gelen bir savaş sürecinin ortasında tüm zorluklara rağmen yaşamaya, mücadele etmeye çalışan, aklımızın sürekli onlarda kaldığı bu iki kadının hayat mücadelesi bu... Kadın olmanın günümüz toplumunda da ne kadar zor ve güç oluşu, erkek egemenliğin ve gücünün gereksiz abartıldığı, bir yanda çok zor şartlar altında büyüyen, büyümeden ölen çocukların, çok erken yaşta evlendirilen çocukların hikayesi bu roman. ''Aşağıya bakmayın, çocuklar. Gözleriniz hep, sürekli ileride olsun.'' Günümüz de de ülkemizde şahit olduklarımız bu hikayeye benzer çok fazla gerçek hikaye var. Gün geçmiyor ki kötü bir haber almadığımız, kadınların ve çocukların ölmediği bir gün olsun...
Bu kitap bize çok şey anlatıyor. Sadece bir hikaye değil, gerçek yaşam örneği bu kitap. Günümüz toplumu da bu coğrafyadan çok uzak olsa da benzer olaylarla karşılaşıyoruz. İnşallah sonumuz bu şekilde bitmez. Herkese iyi okumalar...
*Kitaptaki bazı altı çizimlerim; *
-Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeği suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir.
-Aşağıya bakmayın, çocuklar. Gözleriniz hep, sürekli ileride olsun.
-Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.
-Bir şeyin yasaklanması onun bulunamayacağı anlamına gelmiyordu.
-Bu insanların tek bildiği savaşmak. Bir elde süt şişesi, ötekinde silahla yürümeyi öğrendiler.
-Bu hastanede kadınlara bakılmıyor artık!
+Ama burası kadınlar hastanesi!
-Artık değil...
Kağıt yerine gül yaprakları kullanacağım,
Ve sana dünyanın en tatlı mektubunu yazacağım;
Sen kalbimin sultanısın,
Kalbimin sultanısın.
-Biliyorsun.
-Neyi biliyorum ?
-Gözlerimin sadece seni gördüğünü.
-''Benimle gel.''
Artık bahtlarına ne çıkarsa, onu hep birlikte, omuz omuza karşılayacaklar...
-Seninle evlenmek istiyorum.
-Bazen... bana dünyada sahip olduğum tek şey senmişsin gibi geliyor...
-'' Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi. ''
-İyi ki sen varsın. Seni verdiği için, her gün şükrediyorum Tanrı' ya. Her gün.