·289 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ocak 2024 00:23 Lise yıllarında Bozkurtlar ile tanıştığım Atsız'dan okuduğum ikinci kitap oldu. Her ne kadar sevmeyeni çok olsa da ben sevenlerinden biriyim. Bozkurtlar benzeri, destansı bir roman okuyacağımı düşünürken beklentimin fazlasıyla üstünde bir kitapla karşılaştım.
Bir Türk mitolojisiyle başladığımız hikaye, kıralcı olması sebebiyle rütbesi alınıp ordudan kovulan yüzbaşı Selim Pusat'ın hapisten çıkmasıyla devam ediyor. Eşi Ayşe Pusat ise bir lisede edebiyat öğretmeni. Ayşe, ilk dersinde tanıştığı üç başarılı kızı öyle seviyor ki eşiyle de tanışmalarını istiyor. Ancak bu tanışıklık pek de hayal ettiği gibi gitmiyor.
Selim, hapisten çıktıktan sonra psikolojik açıdan çökmüş durumda. Ayşe'yle her geçen gün daha da uzaklaşıyor, aynı evin içinde birbirleriyle selamlaşmayacak hale geliyorlar. Yüzbaşı'nın sürekli hayal ve gerçek arasında gidip geldiğini, bu sürecin onu nasıl da tükettiğini okuyoruz.
Yaşananların hangisi gerçek hangisi hayal diye düşünürken sayfalar birbiri ardına çevriliyor. Roman boyunca merak unsuru hat safhada. Kitabın son cümlesi beni on beş yerimden bıçakladı, bomboş duvara baktırdı desem yeridir.
Çok beğendim, bayıldım. Atsız'a ve fikirlerine olan önyargıların bir kenara bırakılıp okunması gerektiğini düşünüyorum. Edebi açıdan da çok doyurucu bir eser. Ayrıca içerisindeki şiirler de mükemmeldi. Bozkurtlar kitabını ne kadar sevdiğimi bilen bilir. Ama Ruh Adam, neredeyse onu bile geçti benim için. (Çok da abartmayayım, Bozkurtlar ve Kürşad yıllar geçse de benim için bir numaradır)