Başlarken uyarayım, bu inceleme kurgu hakkında biraz bilgi içeriyor.
Veba Geceleri bitirmekte zorlandığım bir kitap oldu. Kitabın başındaki karakterler Bonkowski Paşa ve Bayram Efendi aslında ilgimi çekmişti. Daha sonra tanıtılan kişileri ise bir türlü umursayamadım. Özellikle Damat Doktor ve Pakize Sultan'ı sevemedim. Hele hele Kolağası Kamil ile ne anlatılmak istendiğini çözemedim. Okuyucuda ister istemez Kolağası Mustafa Kemal çağrışımı yapan Kolağası Kamil'in Mingerce takıntısı dışında ne özelliği vardı ve otoritesinin kaynağı neydi? Kitap boyunca sürekli Sherlock Holmes yöntemi tartışıldı. O kadar uzun anlatılınca cinayetlerin zeka dolu akıl yürütme ve kanıtlarla çözüleceği beklentisine girdim. Cinayetlerin çözülmesi o kadar ertelendi ki sonunda yazarın mesajını "Osmanlı'da Sherlock Holmes yöntemi mi olur?" şeklinde algıladım. Gizemler nihayet aydınlandığında etkileri sönük kaldı.
Kitapta gerçek ve hayali ifadeler birbirinin içine iyice geçmiş. Yeterli tarih bilgisi olmayan okurlar kurgu öğeleri de gerçek sanabilir. Örneğin Rus-Japon Savaşı bahsi geçiyor fakat yaşandığı yıl kaydırılmış. Japonya'ya gönderilen Ertuğrul fırkateyni yerine Çin'e gönderilen Aziziye gemisi var. Bahsedilen bir ressam muhtemelen benzer isimli bir heykeltıraştan esinlenilmiş. Eserin roman ve kurgu olduğunu akılda tuttuktan sonra bunlarda bir problem yok fakat Veba Geceleri'ni okuyarak tarih bilgisini arttırdığını düşünen ve yanılan kişiler de az değil.
Kitabı çok eleştirdim ama eserde yoğun bir emek, hayal gücü ve sanat olduğunu inkar etmiyorum. Bu tarz bir kitabı yazmayı kafaya koyan kişi muazzam bir yükün altına girer ve Orhan Pamuk bunu başarmış. Meselesi roman okuyarak vakit geçirmek, biraz tarih hakkında düşünmek, farklı bir dünyaya zihinsel yolculuğa çıkmak olan okurlar için iyi bir kitap. Fakat insanı sarsan, bitirdikten sonra da iz bırakan bir başyapıt diyemem.