Başlıksız
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 19. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2024 10:37
Kitabın son sayfasını çevirdim, kapattım. Arkama yaslandım ve derin bir nefes aldım. Şimdi ben bu bildiklerimle yaşamaya nasıl devam edeceğim dedim. Pişmanlık mıydı bunun adı? Tove’un dünyasına hiç girmemiş olmayı mı dilemiştim? Hayır, tüm şaşkınlığıma, yürek sızıma rağmen bu hikayeyi okuduğum için çok mutluydum. Otobiyografik eserleri okumaya bayılıyorum. Bu alanın başarılı isimlerinden kabul edilen Elena Ferrante ’yi henüz kimse gönlümün tahtından indiremese de bu seriyi de büyük bir heyecanla okudum. Çocukluka yaptığım incelemem de belirttiğim gibi, bu seriyi anlatımdaki açıklık ve yalınlık bakımından benzemesi sebebi ile Annie Ernaux eserleri ve Elena Ferrantenin Napoli Romanları serisi ile kafamda kıyaslayarak okudum. Bağımlılık’ı ilk iki kitaptan çok daha fazla beğendim. Yazar cümlelerdeki açıklığın ve anlam derinliğinin dozunu öyle bir artırmış,vitesi öyle bir yükseltmiş ki az daha Annie Ernaux ’u yakalıyormuş. Yazarın evliliği ile devam ediyor kitap. Yazarlık hayallerine kavuşmak için basamak olarak kullandığı, ki bunu açıkça söylüyor, şiirlerini gönderdiği yayınevinin ellilerindeki editörü ile evleniyor. Eserin devamında genel olarak inişli çıkışlı evlilikler, annelik, kürtaj gibi konular yer alıyor. Asıl kırılma Doktor Carl’un Tove’u yavaş yavaş uyuşturcu bağımlısı yapması ile başlıyor. Yazarın intihar ettiğini kitabın arka kapağından okumasam Tove gibi aslında güçlü olan birinin bu illetten birgün kurtulabileceğini umabilirdim fakat Tove bu düğümü hiç bir zaman aşamıyor. Umabilirdim diyorum çünkü Tove’u yaşama bağlayan çok güzel şeyler var; eşine duyduğu sevgi, çocuğu ve çocukluğundan beri hayalini kurduğu yazarlık mesleği. Tabiri caizse “psikopat” bir doktorun eline düşmese her şey onun için çok farklı olabilirmiş. Şunu söylemeliyim ki; daha evvel bir bağımlıdan bağımlı olmaya dair yaşadıklarını okumamıştım. Hayretler içerisinde kaldım, üzüldüm, dağıldım. Böyle bir detay sanırım okuduğum hiç bir otobiyografik eserde yoktu. Öte yandan bir de sadakatsiz ilişkiler meselesi var. Bu napoli romanlarında ve Annie Ernaux ’un eserlerinde de sıkça gördüğümüz bir konu. Taraflar sevgililerini, nişanlılarını, eşlerini çok rahatlıkla aldatabiliyor, hatta fiziksel aldatmayı dahi gelip geçici görüp, ve dahası ilişkinin bir parçası sayıp birlikteliklerine gayet devam ediyorlar. Sokak aralarında ahlakçılığın kol gezip, kapalı kapılar arkasında her türlü ahlak dışı sayılabilecek şeylerin rahatlıkla yapılması doğrusu beni hayrete düşürdü. Sadece Danimarka’da değil Enaux ve Ferrante’de de okuduğum gibi diğer ülkelerde de durum böyle. Bir diğer dikkatimi çeken konu kürtaj meselesi. Tove’un kocasından olan ikinci çocuğunu aldırma serüveni apayrı bir kitap olur aslında. Nitekim Annie Ernaux ’un Olay adlı kitabında yazarın kürtaj macerasını başlı başına bir hikaye olarak bütün vuruculuğu ile okuyoruz. Kitabın bu bölümü işte tam da Ernaux okuyormuşum tadı verdi bana. Dönemin Danimarka’sında kürtaj yasal değil anladığım kadarıyla. Hamileligin ilk üç ayında bazı doktorlar bunu yasadışı gerçekleştirse de, üçüncü aydan sonra neredeyse hiç bir doktara bunu kabul ettirmek mümkün değil. Haliyle kadınlar da sağlıklarına zarar verebilecek,hatta ölümlerine bile yol açabilecek akıl almaz yöntemlerle hamileliklerine son veriyorlar. İstenmeyen hamilelik, kürtaja erişim gibi konuları farklı coğrafyalardan kadınların yaşanmışlıkları ışığında okumak bugün bile bir çok ülkede tartışma konusu olan yasal kürtaj hakkı üzerine uzun uzun düşündürüyor insanı. Serinin bu son kitabı evlilik, kadınlık, annelik, ilişkiler üzerine sıradışı bir portre çiziyor bize. Anlatımdaki vuruculuk, kelimelerin gücü kaynağını şüphesiz yazarın açık seçik, yalın anlatımından alıyor. Sıradan bir anlatım sıradışı bir edebiliği inşa ediyor. Irvin D. Yalom ’un Bir Psikiyatristin Anıları kitabını okuduktan sonra, bilinmeye değer anıları olan herkes otobiyografisini yazmalı, yazmalı ki ortak noktalarımıza dayanıp güç alalım demiştim. Kadınların yazdıkları yaşam öykülerini okuduktan sonra otobiyografi okuma zevkim zirvelere tırmandı. Otobiyografiler okunmalı. Hatta herkes kendi hayatını, kimse okumayacak olsa bile oturup yazmalı. Çünkü geçmişteki “ben”lerin bize söyleyecek çok şeyi var.
BağımlılıkTove Ditlevsen · Monokl Yayınları · 20241,079 okunma
·
1 +1'leme
·
1.259 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.