Puan vermedi·240 syf.··
2024 16. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2024 05:55
İyi bir kitap okuduğumda, onun hakkında ne söylemem gerektiğini iyi biliyorum ancak durum tam tersi olduğunda, beni hayal kırıklığına uğratan bir kitabı kitaplığıma eklediğimde, işler bir hayli karışıyor. Bu yüzden bu kısa incelemenin giriş gelişme veya sonucu birbirinden tamamen bağımsız gelişebilir. Takdiri okuyuculara bırakıyorum. Arda Erel'i ilk tanıyışım lise yıllarıma dayanır. O dönemler arkadaşlarım arasında popüler olan "Sarsıntı" romanı bende merak uyandırmıştı. Özellikle son bölümünü tartışan arkadaşlarım şaşkınlığını gizleyemeden sürekli bundan bahsedip duruyorlardı. Sebebini hatırlamadığım bir şekilde benim bu kitabı okumam o dönem mümkün olmadı. 2023 yılının sonlarına doğru sonunda almam gerektiğini hissederek okuyacaklarıma ekledim. İki gün gibi kısa bir sürede okuduğumu ve bıraktığımda büyük bir iç çektiğimi hatırlıyorum. Ancak bunun sebebi kitaba olan hayranlığım değil, malesef, bittiği için şükrettiğim bir rahatlıktandı. Kitabına başlamadan önce sosyal medyada kimi zaman karşıma çıkan yazılarıyla popülaritesini artıran, zamanla sosyal medyanın öne çıkan kişilerinden biri olduğunu biliyordum. Okuduğum yazıları bende hayranlık uyandırmıştı. Özellikle ülkemizin kanayan yaralarını, yüzyıllardır değişmeyen ve değişmeyecek gibi görülen konularını ciddi ve profesyonel bir yaklaşımla ele almasını çok sevmiştim. Hâlâ da seviyorum ve karşılaştıkça okuyorum. Beni asıl şaşırtan bu yaklaşımını, metin yazım tekniğini romanına uygulayamadığını görmek oldu. Karakterin çocukken yaşadığı travmatik olay üzerine yıllardır inşa ettiği kimliğiyle bütünleşmesini, bu bütünlüğü neredeyse her sayfada kendine ve okuyucuya sorduğu, haddinden fazla can sıkıcı ve cevapsız kalan soruyla, cebelleşmesini oldukça sıkıcı buldum. Derin meseleler üzerine sürekli akışı bozan, okuyucuya yaşadığı toplum hakkında bilgi veren anekdotlarını haklı bulsam da bu okumamı baya sıkıcı hâle getirdi. Bir sözün, eğer söylenecek birden fazlası varsa sözlerin, yerinde ve doğru şekilde söylenmesi taraftarıyım. Okuyucu olarak dikkat kesildiğim asıl noktalardan biri budur ancak ne yazık ki bunu ne ilk kitabında ne de devam kitabında görebildim. İkisi hakkında genel kanaatim aynı olduğu için bir arada değerlendirmeyi de gerekli buluyorum. İkisi arasında kısa bir karşılaştırma yaparak durumu daha iyi özetleyebilirim. İlk romanında karakterin yaşadığı sorunlarıyla onu tanıyor, aşık olduğu adama dair kısa macerasını ve bundan duyduğu vicdan muhasebesini izliyoruz. Mesleğine önem veren, meslek etiğine yıllardır özen gösteren Derin'in, tanıştığı bir adama karşı hisleri yavaşça çözülmeye, zamanla yelkenleri suya indirmesine sebep oluyor. Sarsıntı'ya dair hatırladığım, beni az buçuk kendine çeken konularından biri buydu. İkinci romanında ise yazarın ilk kitaba nazaran toplum meselelerine daha çok girdiğini; halkın gözünde kadın ve erkek olmayı, cinsiyet kimliklerinin toplum tarafından baskılanışını ve kimi zaman yaptığı terapilerle hastaların ağzından ülkemizin ve genel dünyanın sorunlarını görüyoruz. Bu konular açısından kitaba dair söyleyeceğim hiçbir şey yok. Beni asıl sıkan az önce belirttiğim gibi, ciddi meseleler üzerine tekdüze bir anlatımın tercih edilmesi oldu. Bana kalırsa üzerinde biraz daha çalışarak, özellikle yazım tekniğini gözden geçirerek yazar çok daha iyi bir iş çıkarabilirdi. Hakkında okuduğum yorumlarda çoğu okuyucunun kitabı severek bitirdiğini gördüm. Aynı hissin beklentisiyle başlasam da bana okumam gereken kitapları sırf merak duygusuyla değil, hakkında birtakım araştırmalar yaparak başlamamı hatırlatan bir roman oldu diyebilirim.
Roman
Yüz yüzeArda Erel · Epsilon Yayınları · 2020860 okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.