B. Nihan Eren, Post Öykü dergisinde adına rastladığım bir isimdi. Bir iki sayı önce Gülşen Funda ile Mustafa Aplay (iki genç öykücü), B. Nihan Eren’in “Nefeshane”sini uzun uzun konuşunca eser bende merak uyandırdı. Alıp okudum.
Biraz araştırınca ilk kitabını 2008’de “Yavaş” adıyla yayımladığını öğrendim, Eren’in. “Nefeshane” de 2023’te yayımlandığına göre iki kitabı arasında 15 yıllık bir yazı hayatına eserlerini sığdırdığı görülüyor yazarın. 2015’te “Kör Pencerede Uyuyan” adlı eseriyle Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş. Çağdaş yazarlara bunca ilgime rağmen şimdiye kadar Eren’e tesadüf edemeyişime şaştım.
Yazar Aralık 2023’te Türk Dili dergisine verdiği mülakatta yazmaya dayanak noktasını şöyle açıklıyor: “Hayata ve insana yönelik merak ve hayretimi kaybetmediğim müddetçe yazmaya devam ederim zaten, yaşamaya da. Bunlar eksik olmasın, gerisi hallolur.” Merakını ve hayretini –elbet hayranlık içeren bir hayret bu- kaybetmeden yolları yürümek, cümleleri art arda dizmek; okur olarak bizi de bir yazardan beklenti anlamında heyecanlandırıyor.
Bu duygularla başladığım Nefeshane, 8 öyküden oluşmakta. Yazarın mezkur dergiye söylediklerinden iz sürersek “Elbette yaşamayı, ölmeyi, istediği bir yaşamı sürdürmeyi, doğurmayı, ruh ve beden bütünlüğü içinde kendini eksiksiz ve tam hissetmeyi, kendi ve çevresiyle uyum içinde olmayı veya olamama talihsizliğini anlatıyor Nefeshane.” Öykülerin özellikle ilk dördü birbirine teyelli. Kitaba adını da veren ilk öykü “Nefeshane”de bir kadının ölümüne, hatta ölümden sonrasına şahit oluruz. Kartepe’de gittikleri otelden bir sabah erkenden “dağa çekilen” ve orada uyuyup kalarak ölen kadın, arkasında bir koca ve iki oğul bırakır. “Varmak istemediğin ne varsa, ne kadar can varsa sana uzanan, hepsi artık sensin. Geliyorsun. Onların nezdindesin. Onların aslısın. Kargasın. Alınamayan nefessin. Karanlığın görünmezliğisin. Baltasın. Aysın. Ormanın derinisin. Topraksın. Sen ölüsün.” cümleleriyle hikâye başlangıcında bize sıra dışı bir ölümün ipuçlarını veren yazar, bu ölümün olası nedenlerini ikinci hikâye “Serviler Altındaki Adamın Soluğu”nda kadının kocasına anlattırır.
Üçüncü hikâye “Kaplumbağa Terbiyesi”nde 13 yıl evli kaldığı karısını kendi babasının otoriterliğinden korkarak boşayamayan Vasıf’ın açmazlarına şahit olurken madalyonun öteki yüzünü bir hikâye sonrasında “Leylâ’nın Üflediği”nde okuruz. Kimlik tercihleri, güç baskısı, var olmanın sancısı… hepsini yekten, ortalama okur için arada bulanır görünse de yetkin okurlara pasparlak gelebilecek bir üslûpla önümüze serer, yazar.
Kitabın beşinci öyküsü “Nazsız Niyazsız”da Şile-Ağva yolunda gerçekleşen bir trafik kazası ve sonrasına odaklanırız. Babası erkenden ölen, annesi tarafından bir gece vakti babaannesini terk edilen ergen bir kız en çok “görünmek” ihtiyacıyla doludur. İsyankârlığı bundandır, asiliği buna. Erkek arkadaşıyla kaza yapan ama kazadan yara almadan kurtulan kız, koşar adım eve gittikten sonra ambulansı arar ve kazayı haber verir. Ertesi günse kazayı sanki arkadaşlarından duymuş gibi çocuğu ve refakatçisi annesini hastaneye ziyarete gidecektir.
Kalan üç öyküyü öncekiler kadar başarılı bulmasam da Nefeshane, günümüz öyküsü için ümit verici bir eser oldu benim için. Yorulanlar, yaşam bezginleri, korkanlar, her şeye rağmen bir umut arayışı içinde olanlar var Nefeshane’de. Her öyküde bir nefes var, hani onsuz hayat yaşayamayacağımız türden. Ve elbette kapağından başlayarak sonuna kadar İstanbul var. Yazarın söylemiyle “bir karakter gibi tüm metni ayağa kaldıran, parçaları birleştiren” bir İstanbul.
NefeshaneB. Nihan Eren