Fyodor Dostoyevski en sevdiğim yazar olmaya devam ediyor. Önceden okuduklarımı anlamadığım için klasiklere karşı hep ön yargılıydım. Sanırım klasikler için belirli bi bilgi birikimine sahip olup başlamak en iyisi.
Gelelim Karamazov Kardeşler'e. Uzun zamandır okumak istediğim ama uzun olduğu için acaba okuyabilir miyim diye düşündüğüm bir kitaptı. En sonunda sömestr tatilinde tüm cesaretimi toplayıp başladım. Başlarda Rus isimleri beni çok zorladı özellikle her karakterin birden fazla isminin olması ve her ismin kitapta bahsedilmesi nedeniyle karakterler kafamda tam oturmamıştı. Bir tane karakter haritası ile bu sorunu çözdüm. Zaten okudukça karakterlerin isimlerine de aşina olmaya başlamıştım.
Gelelim konusuna. 4 erkek ve 1 baba... Birbirlerine düşman bir aile... Bir baba düşünün ki her türlü kötülüğün anası. Çocuklarını hiç sevmemiş. Fyodor Pavloviç Karamazov ve oğullarını konu alıyor roman. Ilk oğlu Dimitri Fyodoroviç Karamazov, en büyük oğlu. Evin uşağı tarafından büyütülüyor baba sevgisi olmadan. Fyodor Pavloviç'e de çok benziyor. İkisi de gece alemlerini, emeksiz para yemeyi çok seviyor. Tek farkla babası annesinden kalan mirasın üzerine çökmüş, bu yüzden de sürekli kavga halindeler. İvan Fyodoroviç Karamazov, ikinci evliliğinden olan ilk oğlu. Dinsiz, okumuş, aydın bir kişiliğe sahip. Belli bir yaşa kadar annesinin akrabaları tarafından büyütülüyor erkek kardeşi ile birlikte. Aleksey Fyodoroviç Karamazov ise en küçükleri. Bir melek, kiliseye kendini adamış, rahip olmaya çalışan biri. Ama sonrasında yaşananlardan dolayı kiliseden çıkmak zorunda kalıyor. Kitabın en masum, en dürüst karakteri. Bir de Smerdyakov var. Fyodor Pavloviç'in köydeki meczup bir kızdan olma gayrimeşru çocuğu. İçinden gizli gizli duyduğu öfke onu nerelere götürecek kim bilir.
Kitabın ilk cümlesiyle birlikte bir cinayet işleneceğini, hatta kimin öldürüleceğini biliyoruz. Neredeyse kitabın yarısına kadar cinayetin kim tarafından işleneceğini de biliyoruz aslında. Hatta kitaptaki tüm karakterler biliyor ama cinayet engellenemiyor. Bu yönüyle Kırmızı Pazartesi kitabına çok benziyor. Okumadıysanız onu da okuyun lütfen. Kitabın diğer yarısında ise cinayeti işlediği düşünülen kişinin aslında o olmadığını savunuyor yazar. Bizimle oynuyor diyebilirim. Ben size ne verdiysem onu biliyor ve savunuyorsunuz demek istiyor. O zamanda Rusya'da hakim olan Hristiyanlığı da özetliyor yazar. O kısımlar biraz uzun geldi bana. Ama sonrası kelime oyunlarıyla dolu bir edebi yapıt.