Okul yolundayken başlayıp bitirdiğim sıcacık hissettiren, tek solukta sona ulaştığım bir kitap oldu. Hem yazarın dili hem de hikayenin içeriği sayesinde sayfalar akıp gidiyor ve kitabı bitirmeden elinizden düşürmek istemiyorsunuz. Bir yanda köye gelip tek başına direnişi başlatan, köydeki çocuklar için köylülerden daha çok çaba sarf ederek okul denebilecek bir yapıyı ortaya koyan ve bildiği ne kadar şey varsa hepsini öğrencilerine aktarmayı ilke edinmiş Düyşen öğretmen; diğer yanda ise hali hazırda hayata yenik başlamış, amcasının ve yengesinin gölgesinde var olmaya çalışan, okumaya hevesli Altınay...
Bu ikilinin hikayesini okuduktan sonra içim ısınsa da keşke dediğim bir nokta oldu. Keşke Düyşen öğretmen köyde garip bir yaşam sürmüyor olsaydı ve Altınay'ın kendisi sayesinde hangi başarılara imza attığını görseydi. Bu ikilinin karşılaşıp konuştukları bir bölüm okumak isterdim. Genele bakacak olursak okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Beni en çok etkileyen kısımlardan birini bırakarak incelememi sonlandırıyorum:
Kuma! Bu sözcükten tiksiniyorum. Hangi karanlık çağda, kim düşünmüştü bu iğrenç sözü? Ruhuyla, gövdesiyle köle olan ikinci kadının durumundan daha aşağılık ne olabilirdi? Ey mutsuz kadınlar! Ey, insanlık onurlarını yitirmiş, aşağılanmış, sefilce yaşamış kadınların ruhları, kalkın mezarlarınızdan! Kalkın ey acı çekmiş zavallılar, o çağların karanlığı sizinle birlikte silkinsin! Yazgısı sizinkinin aynı olan sonuncu kuma söylüyor bunu size!
İyi okumalar dilerim :)
Cengiz Aytmatovİlk Öğretmenim