Puan vermedi·524 syf.··
2026 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 00:00
Sürükleyici, akıcı bir roman. Daha en başından müze ile romanın yazarın fikrinde birlikte inşa edilmesi özel. Gerek son sözde gerek de müzenin resimli bir kataloğu olarak yayınlanan Şeylerin Masumiyeti 'nde anlattığı üzere yazar bazen (bazan :) ) kurduğu kurmaca dünyayı müzeye taşımak için eşya yaratmış (örneğin Meltem Gazozları şişesi ve hatta bu markaya çekilen reklam filmi), bazen de gerçek dünyada bulduğu rastladığı ya da tanık olduğu pek çok eşyayı (örneğin kendi babasının kravatlarını Kemal'in babasının kravatı olarak) hem romana hem müzeye taşımış. 1990'lardan beri zihninde bu düşünceyle ve bu dosyayla hareket etmiş Orhan Pamuk. Kitap 2008'de çıksa da müzenin açılması 2012'yi bulmuş. -SPOILER- Bana sorarsanız bu kitap bir "aşk" kitabından ziyade bir "takıntı" kitabı. Baş kahraman Kemal Basmacı aşık olduğu Füsun'u gerçek anlamıyla bir "takıntı" haline getiriyor. Kemal'in bu "takıntısını" yazar da - aslında bir bakıma Kemal'in kendisi- zaten "hastalık" olarak nitelendiriyor. Yeri geliyor nişanlısının olduğu masadan ankesörlü telefon aramak bahanesiyle kalkıp aşık olduğu Füsün'la ilk kez birlikte oldukları Merhamet Apartmanı'na gidiyor, Füsun'u hatırlatan eşyaları öpüp kokluyor; yeri geliyor ondan haber alamadığı bir senede evlenen aşkına yakın olabilmek için film şirketi kuruyor ve aşkının senarist kocasına film çekme bahanesiyle onlarla restoran restoran, sinema sinema yıllarca dolaşıyor. Romanın beğenmediğim yanı yazarın bazen o dönemin İstanbul'unu okura anlatmak için fazla ayrıntıda boğulması ve hikayenin kendisinden uzaklaşması. Öyle ki bu ayrıntıların arasında çok daha mühim pek çok olay- örneğin Füsun'un ölümü ve ölümü sonrasındaki Kemal'in hisleri- bir çırpıda geçiliyor. Kitapta fazla ayrıntıya boğulan bölümlerden bir tanesi de "Nişan" bölümü. Sanırım kitabın en uzun bölümü. Bu bölümdeki ayrıntılar yerine Füsun'un ölümü ve sonrasına daha çok yer verilmesini isterdim Bir an için bunun nedeninin Kemal'in "takıntısı" olabileceğini de düşündüm. Zira Füsun'un ölümü Kemalin "takıntısını" bitirmiyor, tam aksine farklı bir boyuta taşıyor. Kemal bir yandan Füsun'a dair "şey"lere olan takıntısını sürdürüyor, bir yandan da kendisine yeni bir takıntı icat ediyor: Müzeler. Kitabın sonunda Orhan Pamuk'un ağzından yazılan bölüme ifade edildiği üzere yaklaşık 5 bin müze geziyor ölünceye dek. Yeri gelmişken bu kısım için de- Kemal'in okura veda edip Orhan Pamuk'un kendi ağzından yazmaya başlaması- bir yorum yapayım. Güzel düşünülmüş bir detay ama bunun aynı sayfa içerisinde yalnızca paragraf atlanarak yapılması gerçekle kurguyu çok ince bir çizgide tutuyor. Yine de bunun yazar tarafından bilinçli yapıldığına şüphe yok. Tüm bunların yanında kitap ve müze fikri takdir edilesi bir çabanın ve emeğin ürünü. Okurken okurun aklına gelen sorulardan biri de baş kahraman Kemal'in Orhan Pamuk'un kendisi olup olmadığı. Bu da aslında yazarın kurduğu hikayenin inandırıcılığının bir göstergesi.Son sözde bu durumu şöyle açıklıyor yazar. "Hayır, değilim" diyor ama bir yandan da Kemal ile ve yaşadığı çevre ile kendi hayatının birçok açıdan "tesadüfi" bir biçimde benzediğini, kitaptaki pek çok detayın, karakterin kendi hayatındaki detaylardan ilham alındığını da açıkça yazıyor ve ekliyor: "Zaten romancı olmak kendi duygularınızdan bir başkasının duyguları gibi ve başkalarının duygularından da kendi duygularınız gibi söz edebilme hüneridir."
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
··
110 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kaleminize ve emeğinize sağlık Atakan bey🌟