Birkaç yıl önce Ay ve Şenlik Ateşleri'ni okuma listeme eklediğim lakin asıl okumaya karar verişimin Tezer Özlü sayesinde olduğu bir yazar Pavese. Bu da okuduğum ikinci kitabı oldu. İlk Tepedeki Ev'i okumuştum. Ay ve Şenlik Ateşleri'nden yazarın en olgun yapıtı olarak bahsedildiği için beklentim daha yüksekti. Ama beklediğimi alamadım kitaptan. Karakteriyle aramda kopukluk var gibiydi, bağ kurabilecek kadar şey yaşamadım daha. Belki de bu yüzden vermek istediğini alamadım. Tepedeki Ev'i daha çok sevmiştim.
Kitabı okurken yazar bir arkadaşım, dostum gibi hissettiriyorsa bana göre olduğunu anlarım yazarın/kitabın. Pavese; iyi biri olduğunu bildiğim, ara sıra selamlaşacağım ama bundan öteye geçme ihtiyacı hissetmeyeceğim biri oldu. Yaşama Uğraşı'nı okuyacağım ama diğer kitaplarına karşı bir istek duymuyorum. Okuduğum için mutluyum. Tezer Özlü'nün bu kadar sevdiği kişinin kim olduğunu öğrenmiş oldum ve bir kez daha insanların sevdiklerine benzediklerini fark ettim. Ya da benzediğimiz kişileri seviyoruz? Bilemiyorum.
"Bu vadide ve çevresinde kim bilir kaç kişinin şu ara vaktiyle bizim yaşadıklarımızı yaşamakta olduklarını ve bunu bilmediklerini, düşünmediklerini aklımdan geçiririm hep. (...) Çocuklar, kadınlar, dünya değişmedi ki. Artık güneş şemsiyesi kullanmıyorlar, pazar günleri panayıra gidecek yerde sinemaya gidiyorlar, buğdayı siloya gönderiyorlar, kızlar sigara içiyor; ama yaşam aynı yaşam ve bir gün çevrelerine baktıklarında onlar için de her şeyin sona ermiş olacağını bilmiyorlar. Cenova'da savaşın yıktığı evler arasında karaya ayak bastığımda söylediğim ilk şey, her evin, her avlunun, her taraçanın birileri için değer taşıdığı olmuştu ve yaşanmış bunca yılın, bunca anının bir gece içinde hiçbir iz bırakmaksızın yok olmasını düşünmek, yıkılan binalardan, ölen insanlardan daha büyük bir üzüntü vermişti. Yoksa yanılıyor muyum? Belki böylesi daha iyi, her şeyin bir kuru ot alevinde yok olması, insanların her şeye yeniden başlamaları." (sayfa 135)