Hem gerim gerim gerildiğim hem de kahkahalarla okuduğum Mal Sayımı nefis bir tanışma kitabı oldu benim için.
Şair Nina Faber’in uzun süren üretimsizliğinin ardından çıkardığı ilk kitap Boğaziçi. İstanbul’da kaldığı sürede Boğaz’ın kendinde bıraktığı izlenimlerle yazdığı şiirlerinin beğenilmesini umuyor; ilgi görmesini, onu yeniden hatırlatmasını; e biraz para kazandırmasını ve tıkılıp kaldığı bostan kulübesinden kurtarmasını..İşler hiç de umduğu gibi gitmiyor tabi. Kitap yayınlanır yayınlanmaz korkunç bir eleştiri yağmurunun altında ıslanıp şişiyor, Nina da kitabın ağırlığını kaldıramaz hale geliyor.
O güne kadar Nina’nın içinde efendiliğini bozmadan yaşayıp giden ne varsa kafasını kaldırmaya başlıyor. Sanki o güne kurulmuş bir saat gibi Nina. İçinde sürekli çalan, asla durdurulamayan alarmlar..Kendini eskimiş, kenara atılmış, çaresiz, işe yaramaz, en berbatı da geç kalmış hissetmesinin önüne bir türlü geçemiyor.
Sonrası yokuş aşağı..Nina’nın içinde pusuda bekleyen şiddet eteklerini kaldırıp koşmaya başlıyor. Saçma, komik, absürt mü absürt olaylar dizisi. Çok severim:) Hele ki tıpkı bu kitapta Loe’nun yaptığı gibi, absürt kelimesinin, uçları sivritilmiş gerçeklik olduğunu maharetle gösteriyorsa.
Dilek Başak özenli çevirisi