Erlend Loe ile ikinci buluşmam, sevdiğim "Doppler" romanının ardından şimdi "Mal Sayımı" ile oldu. Teknik özellikleri karşılaştırdığımda yazarın bazı ortak özelliklerini görüyorum. İlk olarak, "Doppler"da olduğu gibi yazarımız toplumun içinden ilginç bir karakter seçmiş. İkinci olarak, "Mal Sayımı"nda da ana karakter Nina, yaşadığı çağa güncel olarak çağa ayak uydurmakta zorlanıyor. Üçüncü olarak, iki romanda da ana karakterlerin belli bir kaynama noktası, patlama noktalarının olduğunu görüyoruz."Doppler"da daha sert ve kapalı bir ana karakter,"Mal Sayımı"nda ise daha naif ve duygularını dışa vurmakta zorlanmayan bir ana karakter görüyoruz. Yazardan okuduğum ikinci kitap olan "Mal Sayımı"nda işte bunları düşünüyordum. Romana baktığımda, Erlend Loe'nin yaşlı ana karakterini zıtlıklarla bezediğini görüyorum. Nina naif ve sakinken; bir anda pimi çekilmiş bombaya dönüşebiliyor. Benim için romanın en güzel yanıydı. Konu bana göre kısa kısa işlenmişti, karakter ilişkileri ve ne olacağı hep yarım bırakılmış. Yalın bir üslup tercih eden Norveçli yazar, sürükleyicilikten uzak kalmış. Yazarın düşüncesi güzel olsa da kurgulamada sanki eksik kalmış gibi hissettim.
İskandinavyalı şairimiz Nina Faber'e konuk oluyoruz. Dönemin siyasi düzenine ayak uyduramamış, kendi halinde bir şairdir. Şiiri yeni yüzyıl için kırılgan ve kaybetmeye mahkumdu. Kendi hayatında sorunları vardı ve geçinememeye başlamıştı. Uzun bir İstanbul seyahati yaptı ve o seyahatten yüzlerce sayfa notla döndü. Seksen şiirini seçip yayınevinden yeni şiir kitabı "Boğaziçi"ni çıkarır. Yazılı basında birbiri ardına olumsuz eleştiriler çıkar. Üstüne üstlük bağlı olduğu yayınevi, Nina'nın yeni kitabı için imza ve okuma gününü sudan bir sebeple iptal eder. Böylelikle Nina Faber hem hüznün hem de kaynağı tam olarak bilinmez
Norveç edebiyatının usta isimlerinden biri olan ve benim en sevdiğim kitaplardan biri olan "doppler'i" yazan Erlend loe'den okuduğum son kitap oldu; "mal sayımı"
Erland loe'nin kitaplarındaki kahramanları çok seviyorum enteresan tipler oluyor bu karakterler . bir kopma bir patlama noktaları var bunların, bir anda değişen tipler bunlar doppler de de böyleydi mal sayımında ki Nina Faber de öyle değerinin bilinmediğini düşünen bir şair o , eleştirilmek den hoşlanmayan yerinde duramayan zorba, sert bir kadın işler istediği gibi gitmiyor sa kesinlikle ardında başkası vardır Nina Faber takıntlı bir tip hele ki şiirden anlamayan dan hiç haz etmez, kolay kolay yılmaz o, onu yok edemezsiniz. Akıcı kısacık bir kitap kesinlikle tavsiye ederim
~~~Uzun süredir bunun özlemini çekiyordu.
Bir şeyin kontrolü ele geçirmesinin...
Bir şeyin şiddetine kapılmanın~~~
Seviyorum Norveçli, Kanadalı yazarları okumayı, zira onların bakış açısı içindeki varoluş durumları ilginç ve bir yerde daha gerçekçi geliyor, yaşayamadığımız türden olaylarla bazen de direk bizden dediğimiz tavırlarla, Erlend Loe nin okuduğum diğer kitabında da çok sevmiştim karakterleri Kadının Fendi ...
Kitabın kahramanı olan coşkulu ve eleştiri uzmanı Nina :))) insancıl, bir o kadar da saf ve aynı zamanda da naif ve zor biridir zira tutkulu olduğum bazı yazarları eleştirir ki eleştirdiği yerde de düşünmedim değil hani :))) Çıkardığı kitap üzerinden yazar içi varoluş sancıları içindeki edebî vurguları fazla olan, yer yer de edebiyat muhabbetleri içindeki yazar ve kitap göndermeleriyle başka güzeldi. Bu kadar mücadele içinde sonu da başka düşüncelere saldı beni önümdeki yaşamları düşününce... Yazar eleştirileri bazen okur eleştiriciliğine de geçer ki bu kitapta da bizdeki bazı okur durumları da aklıma gelmedi değil, sadece kendini gerçek okur sayıp okunan kitapları ve okurları beğenmeyen tipler gibi sadece o gerçek okur diğerleri ne anlar ki okumaktan tavrı beni iğrendiriyor. Yine diyorum ki herkes istediği kitabı okur, herkes okuduğu kitaptan kendince yorum çıkarır, bazen de hiç bir yorum çıkarmaz bu kimseyi ilgilendirmez...
Benim için etkileyici bir okuma oldu*** yine bir Norveç kitabı yoğun günlerimde beni dinlendirmiş de oldu böylece, Norveçli yazarları okumaya devam edeceğim ki benim külliyatıni bitirmek istediğim Karl Ove Knausgaard kısmı da çok güzeldi zira bu kitabı okurken aklımdan da yazar geçerken adını görmek de başka türlü güzel oldu, Norveçli yazarları okumalarıma Karl Ove ile devam edeceğim zira bu yılın Nobelli yazarı Jon Fosse külliyatını
Erlend Loe okumak her zaman büyük keyif, umarım çevrilmeyen hiçbir kitabı kalmaz dilimize. Ne yazsa okurum çünkü. Nina'nın usul usul yaklaşan sonunu, tam bir duygu karmaşası ile okudum. Nefis!
İskandinav edebiyatına olan ilgim her geçen gün gerçekten artıyor.
Erlend Loe ‘ yu Doppler serisi ile tanımıştık ve bu kitabını da görür görmez aldım 2 günde de bitti- bir şairin karanlık dünyası - iç çatışması ve akan düşünceleri… Beni etkileyen bir eserdi bazen bir mal sayımı , bi kaç kötü eleştiri ve hayatına serpiştirilen bi kaç yanlış anlama nelere sebebiyet verebilir bu kitapta görüyoruz
Sakin ve biraz sıkıcı başladıktan sonra beklenmeyen ölçüde heyecan dolu ve hareketli hale gelen kısa ve eğlenceli roman. Yeteneklerinin etkinliği, hayat tercihleri konusunda şüpheler içinde olan yaşını almış şair Nina’nın uzun bir aradan sonra ortaya koyduğu yeni eser için yazılan eleştirileri sindiremeyip verdiği tepkilerin öyküsü. Oldukça zengin bir toplumun içinde yaşıyor olsa da gelecek kaygıları içinde yalnız bir yaşam süren Nina bu eleştirilere karşı kendinden pek umulmayacak yollara başvururken bizleri şiir özelinde sanatın zorluğu ve sanatçıların kırılganlığı hakkında güldürerek ve şaşırtarak düşünmeye itiyor.
Hem gerim gerim gerildiğim hem de kahkahalarla okuduğum Mal Sayımı nefis bir tanışma kitabı oldu benim için.
Şair Nina Faber’in uzun süren üretimsizliğinin ardından çıkardığı ilk kitap Boğaziçi. İstanbul’da kaldığı sürede Boğaz’ın kendinde bıraktığı izlenimlerle yazdığı şiirlerinin beğenilmesini umuyor; ilgi görmesini, onu yeniden hatırlatmasını; e biraz para kazandırmasını ve tıkılıp kaldığı bostan kulübesinden kurtarmasını..İşler hiç de umduğu gibi gitmiyor tabi. Kitap yayınlanır yayınlanmaz korkunç bir eleştiri yağmurunun altında ıslanıp şişiyor, Nina da kitabın ağırlığını kaldıramaz hale geliyor.
O güne kadar Nina’nın içinde efendiliğini bozmadan yaşayıp giden ne varsa kafasını kaldırmaya başlıyor. Sanki o güne kurulmuş bir saat gibi Nina. İçinde sürekli çalan, asla durdurulamayan alarmlar..Kendini eskimiş, kenara atılmış, çaresiz, işe yaramaz, en berbatı da geç kalmış hissetmesinin önüne bir türlü geçemiyor.
Sonrası yokuş aşağı..Nina’nın içinde pusuda bekleyen şiddet eteklerini kaldırıp koşmaya başlıyor. Saçma, komik, absürt mü absürt olaylar dizisi. Çok severim:) Hele ki tıpkı bu kitapta Loe’nun yaptığı gibi, absürt kelimesinin, uçları sivritilmiş gerçeklik olduğunu maharetle gösteriyorsa.
Dilek Başak özenli çevirisi
Eserleri pek çok ülkede yayımlanan Norveçli yazar Erlend Loe, 2013'te kaleme aldığı Mal Sayımı'nda son derece akıcı üslubuyla bir yürek çarpıntısına, bir yaşlı şaire dünyada bir nefeslik alan açıyor.
#malsayımı
İstanbul 'u seyrederken insanın içi şiir olmaz da ne olur diye düşünüyorum. Şehir başlı başına uzun bir şiir gibi zaten. Şair Nina Faber da benimle aynı fikirde olacak ki İstanbul seyahatinin dönüşünde yeni bir şiir kitabı çıkarıyor. Ama işler beklediği gibi gitmiyor.
#erlendloe yine ilginç bir karakter yaratmış. Kitabın henüz başlarında Nina karakterini tanıtıyor yazar. Yaşamda bazı talihsizlikler yaşamış ve belki de kendine olan güveni azalmıştı. Ama ortadan kaybolduğu bir anda İstanbul'a gitti ve yüzlerce sayfa not üzerinde çalıştıktan sonra, ortaya onca yılın sessizliğinin ardından şiirler çıkardı. Şimdi yapılması gereken şey kendisinin hâlâ iyi bir iş çıkarabileceğini okurlarına hatırlatmaktı.
Bundan sonrası ise oldukça ilginç bir şekilde devam etti. Nina, çıkardığı kitabın altında ezildi de ezildi. Yokuş aşağı artık engellenemeyen bir süreç başladı onun için. Sancılı bir dönemdi artık. Akıcı ve yalın bir dille yazar bize Nina karakterinin düşüşüne ortak ediyor.
Mal SayımıErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 2023368 okunma
Merhaba sevgili kitapseverler
Mal Sayımı yazardan okuduğum ikinci kitap. "Doppler" adlı kitabını da geçen ay çok severek okumuştum.
Kitap yaşı oldukça ilerlemiş ve bir süredir eser veremeyen bir kadın şair olan Nina Faber'i anlatıyor. Nina hem maddi sıkıntı çekiyordu hem de oğlu ile ve diğer insanlarla iyi bir ilişki içinde olamıyordu. Üç yıllık bir bursla ortadan kayboldu. Döndüğünde İstanbul'da olduğu ve Boğaz'a bakan bir evde bir çok şiir yazdığı anlaşıldı. Yazdığı sayfalarca şiirden seçerek Boğaziçi adlı şiir kitabını çıkardı. Bu yeni kitabı onun tek umuduydu. Evi yoktu. Doğru dürüst bir geliri de yoktu.
Şiir kitabından istediği sonucu alamayınca ve eştirmenlerden de acımasızca eleştiriler alınca çılgına dönen Nina'nın maceraları başladı.
Ben bu kitabı çok severek okudum sizlere de tavsiye ederim
Erlend Loe, 24 Mayıs 1969 Trondheim doğumlu Norveçli yazar. Yazarlığa başlamadan evvel önce bir psikiyatri kliniğinde, daha sonraları ise Adresseavisen isimli gazetede muhabir olarak çalıştı. Loe, şu günlerde Oslo'da yaşıyor. Yazar, 1998 yılından beri senaryo yazarları için kurulmuş bir topluluk olan "Screenwriters Oslo"'nun üyesidir.
1993'te ilk romanı Tatt av Kvinnen'i yayınlanan Loe, bu kitaptan bir sene sonra ise Kurt isimli bir forklift şoförü hakkında Fisken isimli bir çocuk kitabı yazdı. Loe'nin çoğu zaman naif olarak adlandırılabilecek, ayırt edilebilen bir tarzı vardır. Eserlerinde bol bol ironi, abartı ve mizah kullanan yazarın çocuk kitapları Kim Hiorthøy tarafından resimlenir.
En popüler kitabı olan Naiv.Super 15 dilde yayınlandı.