Kürk Mantolu Madonna yurtdışına çıkıp ailesinden uzaklaşarak bir süreliğine de olsa en nihayet yargılanmadan ve küçümsenmeden yaşamaya başlarken arkadaşlığı ve sevgiyi de bulan Raif’in bence biraz eksik de olsa güzel anlatılmış hüzünlü aşk hikayesi.
Raif 20. yy başlarında Güney Marmara kırsalında varlıklı bir ailenin hassas ruhlu ve içine kapanık oğlu. Bol bol roman okuyup resim yapma kabiliyeti olsa da herhangi bir faaliyet ya da işe çok istekli olmadığı için o zamanın Güzel Sanatlar Akademisi’ne bir süre devam ettikten sonra gençken ailenin sabun üretimi işini öğrenip ilerletmesi için bir sabun fabrikasında çalışmak üzere babası tarafından Berlin’e gönderilir. Berlin’de hayatını gelişigüzel ve isteksizce sürdürürken bir gece kulübünde kemanla gösteri yaparak geçimini sağlayan ressam Maria’yla tanışır ve ömründe ilk defa gerçekten yaşadığını hissetmeye başlar.
Raif’in hikayesini Sabahattin Ali kitapta bize aslında sona yakın bir noktadan anlatmaya başlar. Herhalde bir gazetede tefrika edilmek üzere yazılmış olmasından dolayı kitabın okuyucuda merak uyandırmaya çalışan bir gelişimi var ama bence kitabın asıl güzel yerleri Raif’in gençken - Berlin’de ve öncesinde - yaşadıklarının anlatıldığı bölümler.
Raif’in Türkiye’de gençken yaşamının boğuculuğu ve bunun Berlin’de, özellikle Maria’yla tanışması sonrası, değişmesi ve keşfettiği yeni duygu ve tecrübeler romanda harika bir biçimde anlatılmış. Kitabın başlarını ve biraz da sona doğru kısmını, hem anlatım tarzı hem de kurgu olarak o kadar beğenmediysem de (1930’larda yaşasaydım belki böyle düşünmezdim), diğer bölümlerin güzelliği bu bölümlerin görece zayıflığını fazlasıyla telafi ediyor.
Diğer yandan romanı olabileceğinden biraz daha az anlamlı ve güzel kılan eksik iki nokta olduğu düşüncesindeyim. Birincisi Raif’in